Bir süredir ara verdiğimiz röportajlar serimize kaldığımız yerden devam ediyoruz, bu sefer ki konuğumuz Türk Amerikan futbolunu yakından takip edenlerin bildiği bir isim, Berlin Adler’ın başarılı oyuncusu savuma oyuncusu Taylan Egeli. NFLTR’nin kuruluşunda da oldukça desteği olan Taylan Egeli, Avrupa’nın en güçlü Amerikan futbolu takımlarından Berlin Adler’in formasını yıllardır terletiyor ve Almanya’da ülkemizi başarıyla temsil ediyor. Egeli aynı zamanda Avrupa’da şampiyonluk yaşamış ilk Türk oyuncu ünvanına sahip bir isim. Kendisinin bir Euro Bowl, bir EFAF Cup ve bir German Bowl şampiyonluğu bulunuyor. Lafı fazla uzatmadan başarılı defensive end ile Türkiye’deki ve Avrupa’daki kariyerinden Berlin Adler gelişimine kadar uzanan keyifli sohbet ile sizi baş başa bırakalım…

Adı: Taylan Egeli

Dogum Tarihi:
10 Haziran 1982

Pozisyon: DE

Forma Numarası: 91

Boy / Kilo: 188 cm 129 kg

Tecrübe:
12

Oynadığı takımları: ODTÜ Falcons, SCHb. Unicorns, Ege Dolphins, Berlin Adler

NFLTR: Taylan, bu sporla nasıl tanıştın kısaca anlatır mısın?

Benim bu sporla tanışmam, Türkiye’de korumasız olarak football oynamış olan diğer oyuncuların büyük bir çoğunluğu gibi HBB kanalının yayınladığı NFL maçlarıyla başladı. Daha sonra Ankara’da okula başladığım sene tesadüfen, dayımla basketbol oynamaya gittiğim ODTÜ yerleşkesinde, antrenman öncesi hazırlığı yapan Falconlarla tanışmam, hemen o gün antrenman yapmam oyuna başlangıcım oldu. Zaten spor hayatimin en güzel üç yılını orada Falconlarla geçirdim…

NFLTR:
Öncelikle Türkiye’de kariyerinle başlayalım, üç sezon ODTÜ Falcons’da daha sonrada, Ege Dolphins forması giydin o günlerden biraz bahseder misin?

Aslında, Falcons ve Dolphins arasında bir sezonluk Almanya maceram oldu ama o konuya daha sonra değiniriz istersen… Falcons benim için çok tesadüfi bir durumdu, ben Ankara’da kesinlikle football oynamak istiyordum ve komşumuz olan Ankara Cats’in kurucularından Gökhan Böcekli’nin yönlendirmesiyle -tam gününü hatırlamıyorum- bir Salı yada Çarşamba günü Cats antrenmanına katılacaktım ama bahsettiğim gibi Pazar günü şans eseri basketbol oynamaya gittiğim ODTÜ yerleşkesinde Falconlarla tanıştım. Benden Fullback, O-line,  Tight end gibi pozisyonlarda oynamamı istediler, bende yeni başlamanın verdiği gazla oynamaya çalıştım. Öğrendikçe de hücum takımının bana göre olmadığını anladım ve DE oynamak istediğimi belirttim koçumuz. Ondan sonra zaten son seneme kadar sadece DE oynadım. Son senemde ise  ihtiyaca göre FB,HB, TE ve asli pozisyonum DE olarak oynadım. Aslında o zamanlar yeniden yapılanma sürecinde olan takımımızla çokta başarısız olmadık… Yani ben kaybettiğimiz dört maç hatırlıyorum birisi Ankara Cats, diğer üçü Hacettepe Red Deers maçlarıydı… Bu arada Hacettepe takımıda şimdiye kadar karşısında oynayıp ta hiç kazanamadığım tek takımdır…

Takımdan ayrıldıktan sonra bir sezon için Türkiye’den ayrıldım ve döndüğümde Ege Dolphins bünyesine katıldım ve elimden geldiğince onlara yardim etmeye çalıştım, Sinem abla ve Gökalp Soygul önderliğinde, isimlerini sayamayacağım 50 arkadaşla çok eğlenceli bir sezon geçirdik. Zaten Türkiye liglerinde en son oynadığım resmi maçta Ege Dolphins bünyesinde olmuştur. Nasıl bir kısmetse yine Hacettepe maçıydı. :)

NFLTR: Şimdi Türkiye’ye dönsen hangi takımın formasını giymek istersin, neden?

Kesinlikle Falcons. Hem ilk göz ağrım, hemde oraya ödenecek borcum olduğuna inanıyorum…

NFLTR: Türkiye’de oynarken karşılaşmaktan en zevk aldığın takımlar hangileriydi?

Boğaziçi maçları güzel olmuştur hep. İTÜ maçları, Bilkent maçları zevkli, başa baş geçen maçlardı…

NFLTR: Bir oyuncuyla yaptığımız her röportajda sorduğumuz bir başka soru ise beraber ve rakip olarak oynamaktan en çok zevk aldığın oyuncuların kim olduğu…

Eğer Türkiye’yi kastediyorsan, Timur Sonkaya DT (ODTÜ ve EGE de beraber oynadık) ve Erkan Avan LT (EGE) diyebilirim.

Karşılıklı oynamaktan zevk aldığım pek oyuncu olmadı benim aslına bakarsan çünkü oyun sırasında zevk almak oyunun doğasına aykırı bence işin zevki maçtan sonra çıkıyor. Eğer o gün işini iyi yapmışsan ve kazanmışsan… Zaten kaybettiysen zevk alacak bir durumda yok demektir… Yani en azından kaybedip de, “ya bugün amma zevk aldım” dediğim bir maç hatırlamıyorum, öyle birileriyle de karşılaşmadım henüz…

NFLTR: ODTÜ Falcons ve Ege Dolphins’deki yıllarının arasına biraz önce bahsettiğin gibi bir de Almanya macerası ekledin. 2002 yılında Amerikan futbolunun gelişmediği bir ülkeden Almanya’ya gidip GFL South ekiplerinden Unicorns’da forma giymek nasıl bir duyguydu? Takıma girmekte zorlandın mı?

Ya aslında benim için kötü bir tecrübe değildi, sadece çok zamansız gerçekleşmiş bir tecrübeydi, hazır değildim. O zamanlar Türkiye’deki oyuncuların oyun bilgisi, oyun durumları, bugünkülerden çok aşağılardayd ve ben bu işi nasıl olsa kotarırım, ben bu işi az biraz biliyorum havasıyla gelip, aslında hiç bir şey bilmediğimi anladı. Yani atletiklik olarak takımdakilerin çoğuna göre çok iyi durumdaydım ama temel bilgi anlamanda taş devrini yaşıyordum ama sağ olsun o zamanki koç, ki hala bas koçtur kendisi benimle baya bir ilgilendi, özel antrenmanlar yaptık kendisiyle. Şanslı olduğum nokta o sene takımın 3. Ligde oynayan ikinci takimi vardı ve neredeyse 1.ligden 1,5 ay önce baslayan bir fikstürleri vardı. Orada biraz tecrübe edinme şansı buldum, akabinde 1.lig takımıyla da antrenman yapmaya başladım, takıma girmekte pek zorlanmamıştım ama oyun zamanı olarak maç başına 5-6’dan fazla oyun alamıyordum. Ee buda canımı sıkmaya başlamıştı. O sene playofflara kalamadığımızdan Ağustos’ta Türkiye’ye geri döndüm. Eylül sonu gibi de Dolphins’e katıldım.

Temel eksikliklerimden dolayı başarılı olamadığım bir tecrübeydi ama bir gün geri döneceğimi de her fırsatta dile getiriyordum, çünkü benim rüyamda bu, oynayabileceğim en yüksek yerde oynamak…

NFLTR: 2005 yılında Almanya’nın Berlin Adler takıma gittin? Bir önceki yılın şampiyonu Berlin Adler’e katılman nasıl oldu, bu süreçten bahseder misin?

2004`deki şampiyonluktan sonra bir çok oyuncu ya takımdan ayrıldı ya da sporu bıraktı. Çanlar o sezon başlamış Adler için çalmaya… Ben sonradan öğrendim tabi bunları. Berlin’e geldiğim ilk hafta koçlarla temasa geçmeye başlamıştım bile. En çok ilgilenen Adler oldu. Statlarına davet ettiler, antrenman tesislerini gezdirdiler oturduk konuştuk, planlarından bahsettiler, önümüzdeki 5-6 yılın takımını kurmak istediklerini kısa vadede çok büyük bir başarı beklemediklerini anlattılar, benimde zaten aradığım buydu. Başarı derdi olmadan yavaş yavaş oyunu öğrenmekti ki koç kadrosu da ülkenin en iyileriydi. Baş  koç ise Nebraska Cornhuskers da asistan koçluk yapmış NFL’e onlarca D-LINE oyuncusu göndermiş birisiydi. Yani arayıp ta bulamadığım bir Football okulu karşıma çıkmıştı. Bende hiç düşünmeden takıma katılmaya karar verdim.

NFLTR:
Şuanda Avrupa’nın en güçlü takımlarının başında gelen Berlin Adler, başarılarını 2007’den sonra elde etmeye başladı. Ne oldu da takımın 2007 sonrası Avrupa’nın tepesine yerleşti?

Başladığım sene Berlin ve çevresindeki takımlardan ve genç takımdan yaklaşık 20 kişi 1.takıma katıldık. Herkes için çok yeni bir durumdu ve kimsenin bir fikri yoktu ne olacağı konusunda. Böyle karmaşa içinde kabus gibi geçen 05-06 sezonlarından sonra 2007’de biraz tecrübe kazanmıştık ve her sene alt yapıdan 2-3 oyuncu takıma katılır hale gelmişti. Bütün dişliler yerine oturmuş çark dönmeye başlamıştı. 2007 sezonunda neredeyse tüm favorileri bir sefer yenmiştik ve kimsenin bize şans vermediği sezonda 3.sıradan playofflara katılmıştık. 1.rauntta evde kazanıp 2.maç için Güney Ligi 1.siyle oynamak için Stuttgart´a gitmiştik, bir sonraki durak German Bowl`du, son 10 saniyeye 14-13 önde girdiğimiz maçta 70 yardlık pasla kaybettiğimizde herkes bizim iyi yolda olduğumuzdan bahsetmeye başlamıştı. Aynı zamanda bu sezon üç yıl üst üste Avrupa’nın en iyi defans takım olacak olan Adler defansının ilk yılıydı. Aynı sezonda EFAF Cup’ta da yarI finalde elenmiştik. Bizim için iyi geçen bir sezondu ama gitmemiz gereken uzun bir yol olduğunun da farkındaydık.

NFLTR: Ve 2008’de EFAF şampiyonu oldunuz ve Avrupa’da bir şampiyonluk kazanan ilk Türk oyuncu oldun. O sezondan biraz bahseder misin?

O sezonun benim için özel bir yeri vardır, yavaş yavaş önemli süreler almaya başladığım sezondu çünkü. Normal ligin yanında EFAF Cup´ta da mücadele ediyorduk ve gerçekten dominant  oynamaya başlamıştık. Temmuz ayında Parma Panters takımına say vermeden Final maçını kazanıp futboldaki UEFA kupasına karşılık gelen bu kupaya kazandık. Ligde de bir önceki senenin aynısı başımıza geldi ve yarı finalde elendik. German Bowl trenini yine kaçırmıştık…

NFLTR: Bir sonraki sezon Berlin Adler bir koç değişikliğine gitti ve 2009 sezonu senin için çok önemli bir yıldı, sonunda German Bowl’u kazandınız…

Evet, 2009 sezonu Shuan Fattah başımıza geçti ki, kariyerinde NCAA ve NFL Europe tecrübeleri olan bir koçtur. Yanında da hücum koordinatörü olarak Lee Rowland’ı getirmişti, o da aynı Coach Fattah gibi NCAA’de ve NFLe’da çalışmış bir koçtu. Bizim zaten iyi olan bu kadromuza koçlarında yoğun çalışmaları sonraki NFL kariyerli oyuncular katıldı ve artık kazanmamak için hiç bir sebep kalmamıştı. Hedefimiz hem ulusal ligde hemde Avrupa ligi EFL EUROBOWL da şampiyon olmaktı ama maalesef EFL ilk raundunda Paris’te 28-27 kaybedip elenmiştik. Tek hedef German Bowl kalmıştı ve onuda Ekim ayının ilk haftasına kadar tüm ligi domine ederek gerçekleştirdi. Bu benim yaşadığım ilk ulusal şampiyonluktu.

NFLTR: Ve geçtiğimiz sezon, 2010 sezonu. Bireysel anlamda en iyi sezonunu geçirdin ancak takımın German Bowl maçında sahadan mağlup ayrıldı. Biraz o sezon hakkında neler düşünüyorsun?

Bizim için sezon gerekten çok iyi başladı Euro Bowl’u kazandik ligde çok iyi soncular aldık taa ki sakatlıklar başlayıncaya kadar. Sezon çok uzundu yaklaşık 107 antrenman, 3 mini camp, 1 training camp, 24 maç, Avrupa’nın her yerinde oynadık neredeyse. Bütün sezon boyunca  yaklaşık 18 oyuncumuz önemli sakatlıklar yaşadı… German Bowl’da 3. QB ile oynamak zorunda kaldık, sezona başlayan O-line’dan sadece iki tanesi final maçında sahadaydı ama yinede başa baş mücadele ettik.

NFLTR: Kendi adına başarılı bir yıl geçirirken takımının geçen sezon ki başarısını tekrarlayamaması seni nasıl etkiledi?

Tek kelime ile “hayal kırıklığı”…

NFLTR: 2010 sezonunda Türkiye’de de yankı uyandıran bir başarı elde ettin. Berlin Adler’le birlikte Euro Bowl şampiyonluğu elde ettin. Euro Bowl’da oynamak ve yüzük kazanmak nasıl bir duyguydu?

Türkiye’de o kadar yankı uyandırdığını düşünmüyorum ama Avrupa’da Football konusunda yılın olayıydı bizim Euro Bowl´u kazanmamız. Özellikle de dev bütçeli, pahalı Amerikalı oyuncularla dolu Avusturya takımlarına karşı. Benim içinse ayrı anlam taşıyordu, biraz klişe olacak ama ODTÜ’nün kum sahasında başlayan maceram tavan yapmıştı. Rüya’da gibiydim. Benim için maç final maçı başlayana kadar kazanmak ya da kaybetmek çok önem taşımıyordu, orada olmak, sadece orada olmak mutlu olmama heyecanlanmama yetiyordu. Maçın başlamasıyla bitişi arasında neler yaşadığımı kimse bilemez…

52 yardlik alan golü ile gelen şampiyonluk muhteşemdi… İster kabul edin  ister etmeyin bu turnuva Avrupa’da oynayabileceğiniz en yüksek organizasyon ve ben bunun hayalini, kasksız, pad’siz  oynamaya başladığımda kuruyordum. Bir çok oyuncunun rüyasında bile göremeyeceği bir başarı ve hele bir Türk olarak o kupaya kaldırmak paha biçilemez bir duyguydu.

NFLTR: Almanya’daki kariyerine ne kadar daha devam edeceksin, ilerleyen yıllarda Türkiye’ye dönüp bir TAFL şampiyonluğu da tatmak istiyor musun?

Bu sezon son. Bırakacağım artık yeter. Türkiye zor dönüşüm oldukça zor, burada bir aile kurdum şimdi. Eğer durum böyle olmasaydı çok isterdim TAFL’de bir sene oynamayı.

NFLTR: Almanya’dan Türkiye’de Amerikan futbolunu takip ediyor musun ve Türk Amerikan Futbolunun geleceği hakkın ne düşünüyorsun?

Evet, elimden geldiğince, ODTÜ Falcons, Ege Dolphins ve İstanbul Cavaliers maçlarını takip etmeye çalışıyorum. Hatta geçen sene final maçını NFLTR’den canlı izleme şansı bulmuştum…

Ben Türkiye’de football’un iyi yerlere geleceğine inanıyorum, marketing açışından olmasa da oyuncu ve oyun kalitesi açışından. Muhteşem atletler, süper yetenekler olduğunu biliyorum, izlediğim videolardan. Bence Türkiye’deki tek sorun antrenörler çünkü size verebilecekleri bir yere kadar… Bu insanlar kitaplardan ya da internetten okuyarak videoları izleyerek öğrenen insanlar, yaşayarak tecrübe ederek değil yani. O sebepten dolayı seviyesi hiç önemli değil lise olur üniversite olur oyunculara işin incelikleri öğretecek temelini öğretecek Amerikalı koçlar bulunmasının oyunu bir adım öteye götüreceğine inanıyorum. Bu arada Türkiye’deki koçların da hepsinin büyük özveri ile çalıştığını biliyorum, hepsine kucak dolusu sevgiler, saygılar sunuyorum buradan…

NFLTR: Geçtiğimiz yaz tarihinde ikinci defa milli takım toplandı ancak hedeflediği maçlara yine çıkamadı. Senin milli takım hakkındaki görüşlerin neler?

Milli takım beni çok üzen bir konu. Tek istediğim o formayı, oynamayı bırakmadan giymekti ama ne yazık ki olmadı. Arkadaşlardan duyduğum kadarıyla organizasyondaki problemlerden dolayı gerçekleşen rezillikler silsilesi… Daha fazla konuşmak istemiyorum bu konu hakkında. Bu adamlar yüzünden dünya şampiyonasında oynama şansını kaçırdım diyeyim ve konuyu kapatayım…

NFLTR: Sohbetimizin sonuna gelmişken siteyle ilgili de bir soru soralım. NFLTR’nin kuruluş aşamasında, beş sene önce aktif olarak yer almıştın ve sitenin ilk iki yazarından biriydin. Sitenin o günden beri geldiği nokta hakkında ne düşünüyorsun?

Beş sene önce benim kuruluşuna yardım ettiğim siteyle bu günkü sitenin hiç alakası yok ki… Bu formatta yayın yapan (spor dalı önemli denil) bir çok siteden kat kat iyi duruma getirdiniz NFLTR.com’u… Ellerinize sağlık…

NFLTR: Son olarak eklemek istediğin herhangi bir şey…

Teşekkürler, herkese selamlar… 4th Quarter, Last Play

Paylaş:Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInShare on Tumblr