Yaş itibari ile Amerikan futbolu geçmişim bir hayli gerilere dayanıyor. İlk pasımı attığım 1994’ten beri kopamadığım bir spor. Bu süre içerisinde birçok takımın kuruluşuna ve kapanışına tanık oldum. Her kuruluş beni heyecanlandırıp sevindirirken, her uzaklaşma da melankolik yaptı. İlk takımların kurulduğu yıllardan, toprak sahalarda malzemesiz Amerikan futbolu oynamaya, ilk malzemeli maçlardan, federasyona, Ünilig’e ve Türkiye’nin en çok sporcu barındıran üniversite sporuna giden süreçte birçok tecrübe edindim. Gazi Warriors’a ilk malzemeleri alırken, Selçuk Kartalları ilk kurarken, Anadolu Rangers ile yeni yapılanmalara girerken yaşadığım heyecanlar beni genç tuttu.

Hangi takımda olursam olayım spora olan bağlılığım hep kaldı. Yazılarla da camiaya bu duyguları yansıtmaya, hayallerimi ve düş kırıklıklarımı paylaşmaya çalıştım. Ancak bugün size kendi hikayemi anlatmayacağım. Türkiye Amerikan futbolu camiasında en beğendiğim konuya değineceğim. Üniversite sporu olmanın özelliği ile öğrenci iken bu sporu yapan birçok birey zamanla izleyiciliğe geçiyor. Ancak bir grup var ki yeni bir şehirde ve yeni bir takım olarak doğuyor. İşte beni en mutlu eden bu insanları takip etmek ve hikayelerini dinlemek. Bunlardan biride yakın arkadaşım Engin Kepenek. Bu gün size Engin’in ağzından Isparta Spartans’ın hikayesini anlatacağım: Bakalım kendinizden bir şeyler bulabilecek misiniz…

Evre Baltalı: Merhaba Engin, kuruluşundan beri işin mutfağında yer aldığın Isparta Spartans bu sene Kulüpler Ligi’ne girmeme kararı aldı bu konuya gelmeden önce; bize önce kendini ve Spartans ile olan ilişkini anlatabilir misin?

Engin Kepenek: Gazi Üniveristesi’nde okurken 2001 yılında Gazi Warriors ile Amerikan futboluna başladım. Altı yıldır da Süleyman Demirel Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışıyorum. Amerikan rutbolu hayatıma SDÜ’de Spartans ekibini kurduktan sonra da devam ettim. Kuruluşundan bu yana hem antrenör hem de oyuncu olarak Amerikan futboluna Spartans ile devam ediyorum. Aynı zamanda da takımın akademik danışmanıyım.

Evre Baltalı: Uzun yıllardır hem yan yana hem karşı karşıya oynadık. Yine de okuyucular için Spartansın Amerikan futbolu liglerinde kuruluşundan bu yana macerasını kısaca bahseder misin?

Engin Kepenek: Takımımız altı yıldır Üniversiteler Ligi’ne, beş yıldır da Kulüpler Ligi’ne katılıyordu ancak bu sene yedinci yılımıza girerken sadece Üniversiteler Ligi’nde mücadele etme kararı aldık. Üniversiteler Ligi’nde, dört yıl Süper Lig iki yıl da birinci ligde mücadele ettik. Bu süre içerisinde ise üç kere final four oynama şansı yakaladık. Kulüpler Ligi’nde ise dört yıl ikinci lig, bir yıl ise birinci ligde mücadele ettik. Birinci ligde kayda değer bir başarı gösteremesek de ikinci ligde dört yılda üç kere bir üst lige çıkmak için final oynadık. 2016-2017 sezonuna geldiğimizde ise profesyonel lige katılmama kararı aldık.

Evre Baltalı: Kulüpler 1. Ligi’nin 10 takıma çıkması ile geçen sene playoff oynayan bir takım olarak 1. Lig’e başvurma hakkınız vardı. Bunun yerine 2. Lig’e bile katılmamayı seçtiniz. Bu seçiminizde en büyük etken neydi?

Engin Kepenek: Öncelikle ben nicel olarak maç sayısındaki artışın kalitede herhangi bir artışa neden olmayacağına inananlardanım. Kişisel olarak birinci ligde oynama veya fazla maç yapma arzusunun bu spora olumsuz yansıdığını düşünüyorum. Umarım bu sene öyle olmaz ama geçtiğimiz yıllarda lig sonu yaklaştığında maça çıkmayan veya çıkamayan takımlar olduğunu da ve ligin kalitesinin o an düştüğünü de hepimiz gördük.

Şu an 1. Lig’de, yurtdışından bizlerden çok daha ileri seviyede bu sporu yapan ligler ile kıyaslanarak takım ve maç sayısı arttırıldı. Ancak Avrupa’ya bakılsa Polonya 1. Ligi sekiztakım, Almanya 1. Ligi sekiz takımdan oluşan iki grup, Çek 1. Ligi beş takım, Avusturya 1. Ligi sekiz takım, İspanya 1. Ligi altı takım… Bu şekilde liste devam ediyor. Bence maç sayısı başka yollar ile arttırılabilirdi ancak takım sayısını arttırmak mantıklı değildi ve mantıklı olmadığını düşündüğümüz bir organizasyonda yer alamazdık.

Mantıklı olmadığını düşünmemizin yanında takımımız dinamikleri de bir yılda dokuz maç yapabilecek kapasitede değildi. Maliyet açısından dokuz maçın maliyeti yaklaşık 35000 lira ve bunu karşılayamazdık. Bu konuda oyuncudan beklenti içinde olmak bence çok yanlış bir durum. Herhangi bir devlet kurumu veya sponsor desteği olmayınca da bunun adı profesyonel lig değil üniversitede oynamaya doyamamış insanlar ligi oluyor. Zaten ligin sürdürülebilirliği de bizim verdiğimiz lisans paralarına bağlı durumda. Özellikle maddi olan bu sıkıntılar düzeldiğinde lige geri dönmeyi düşünüyoruz.

Evre Baltalı: Bu konu ile ilgili başka söylemek istediklerin var mı?

Profesyonel lige katılan takımlara başarılar diliyorum. Umarım tüm maçlar oynanır ve ligimiz seyir zevki yüksek pazarlanabilir bir ürüne dönüşür.

Aslında Engin’in fikirlerine katılıyorum. Belki de takımları üniversiteliler ve üniversitede oynamaya doyamamışlar olarak ayırmak lazım. Doyamayanlar da aslında şanslı olanlar büyük bir kısım hiç tadını alamadan ayrılıyor. Engin ve Spartans çok cesur bir davranış göstererek Kulüpler Ligi’nden “dinamiklerini” beğenmedikleri için çekildiler. Bu konu üstünde iyi düşünülmeli. Takımların büyük kısmı üniversite destekli, çoğunun Ünilig’de yeterli maçı olmadığı için Kulüpler Ligi’ne katıldığını düşünüyorum. Ünilig organizasyonu maç sayılarını dokuza yaklaştırdığında Kulüpler Ligi’nden kopmalar iyice hızlanacaktır.

Bunun önlemlerini acilen almamız lazım. Bu önlemlere daha önce değindim ama işin özeti arka arkaya haftalarda oynanan kısa sezondan geçiyor. Türk Amerikan futbolu camiası olarak alışkanlıklarımızdan vazgeçmeli ve ligler kendini ayırmadan biz ayırmalıyız.

Engin’e bu kısa söyleşi için teşekkür ediyorum. Önümüzdeki sezonda başarılar diliyorum…

Paylaş:Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInShare on Tumblr