12.Adamın başkentinden NFLTR.com okuyucularına merhaba. Rüya sezonu, müzemize kattığımız kupa ile bitirdikten sonra uzun bir tatil dönemine girdik.  Yeni sezona da henüz zaman varken koçumuz Pete Carroll ile ilgili biyografik bir yazı ile sizlerle buluşmak istedim. Spor ve sakız denilince dört kişiyi akla gelir: 1- Uche – Fenerbahçe, 2- İlhan Cavcav – Gençlerbirliği,  3- Alex Ferguson – Manchester United ve 4- Pete Carroll – Seahawks… Sakızıyla, enerjisiyle, babacan tavrıyla, zıplayışıyla dört numarayı anlatalım.

‘Hemşehrim Senin Tevellüt Kaç’

15 Eylül 1951’de San Francisco, California Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi’nin 12 numaralı odasında gözlerini dünyaya açmıştı.  İrlandalı göçmen bir ailenin çocuğu olan Pete Carroll’un soyu sopu Hırvatistan’a kadar gitmektedir. İlk Çağ’ı kapatan kavimler göçü sonucu Gotların bölünmesi ve göç etmesi ile Ostrogot dedeleri hafif doğuya çalan Orta Avrupa’yı yurt edinmişler.

Fiziksel büyümede sıkıntılı bir süreç yaşayan koçumuz doktor ve mama destekli olmak kaydıyla Amerikan futbolu, basketbol ve beyzbol oynadı. Mahalle mektebi döneminden sonra da aktif biçimde bu sporun içinde yer aldı. Ergen dönemlerini anlatıp çok fazla zaman kaybetmeye gerek yok zira nasıl ki bir yazarın hayatından ziyade sanatı anlatılmaya değerse sporcunun da hayatından ziyade sporcu kişiliği dem vurmaya layıktır.

İŞLER… GÜÇLER…

Atletik olmasına rağmen güçten yoksun oluşu sönük bir sporcu hayatı sunmuştu. Spora olan aşkını antrenörlükte devam ettirmek isteyen Irish Pete, 1973-76 yılları arasında Chester Caddas’ın yardımcılığını yapıyordu. Adres Pacific Tigers… Tam on bir sene NCAA’de kendini gösterme ve geliştirme imkanı bulan Pete Carroll; Arkansas, Iowa State, Ohio State, N. Carolina State ve Pacific’te  asistan koçluktan, savunma koçluğuna kadar farklı kademelerde çalıştı.

Batı yakasını bırakarak Buffalo’ya ve NFL’e savunma koçu (defensive back) olarak adım atıyordu 1984 senesinde. Seattle Seahawks’ı Seattle Seahawks yapan en önemli ikinci özellik Legion of Boom’un dinamosunu oluşturduğu savunma mekaniğimizdir. Earl Thomas’tan Richard Sherman’a ; Byron Maxwell’den Michael Bennett’a kadar birçok oyuncumuzun performansı bunda etken olsa da perde arkasındaki öncelikli şahsiyet sakız çiğneyen adamdır. İşte, koçumuzdaki savunma aşkını ve ışığını fark eden Buffalo chairman’i, kulüp sahibinden rica minnet ayarladığı özel jet ile Pete Carroll’ı Buffalo’ya getirtiyor ve anlaştıklarını basına bildiriyordu. Önceki sene maç başına 21.9 sayı yiyen takım 8-8 yapıyordu ve Pete Carroll’ın göreve başladığı sene bu sayılarda inanılmaz artışlar yaşanıyor maç başına 28.4 sayıya izin veren Buffalo sezonu da iki galibiyetle tamamlayabiliyordu.  Eee, Pete Carroll’a yol gözükmüştü.

Minnesota Vikings’te beş sene (1985-89) ve New York Jets’te dört  sene (1990-93) savunma koçluklarında görev aldıktan sonra ilk head koçluğunu aynı takımda dört yıl yanında çalıştığı Bruce Colset’ten alarak yapacaktı. Ne yazık ki Jets taraftarları 1994 senesinde mutlu olamadılar. Takım 6-10 derece ile playoff’tan uzak kalıyordu. Pete Carroll ise önceki seneye oranla ortalama 6 sayılık bir maç başına daha fazla sayı yeme istatistiğinden (20) kurtulamıyordu. Bu dönemler için şu benzetmeyi yapsak yanlış olmaz belki: Özellikle düşük bütçeli Süper Lig ve 1. Lig’deki Anadolu kulüpleri hemen hemen her sene başka bir teknik direktörü takımın başına getirir. Pete Carroll’ın da yaşadıkları biraz buna biraz da Yılmaz Vural’ın hocalık hikâyesine kıyısından köşesinden benziyor. Yılmaz Vural, kendisine büyük takım emanet edildiğinde (örneğin Barça) büyük başarılar elde edeceğini söylemişti, Pete Carroll bunu bu sene gösterdi (kolej şampiyonluğunu saymazsak). Benzer rüyanın Yılmaz Hoca için de gerçekleşmesi dileğiyle, kendisine selamlarımızı yolluyoruz. Keza kendisi Seattle’ın futbol takımı için de düşünülebilir…

Doğduğu ve daha sonra düşman olacağı topraklara dönüyordu Irishman. 49ers defansı ona emanetti (1995-96). Bu iki yıllık dönemde 16.1 sayı yeme ortalamasıyla ikinci ve dördüncü sırada savunma başarısı yakalatan Pete Carroll bunun meyvesini üç yıl sürecek ikinci koçluk macerası ile alıyordu. Yine AFC East, New England Patriots.  1997 sezonunda 10-6 gibi şeker bir derece ile playoff’a girip division maçında deplasmanda Pittsburg’a ; sonraki sezon 9-7 ile wild card’da (sıkı durun o zamanlar playoff yapabiliyorlarmış, hatta maç bile kazanıyorlarmış playoff’ta. NFL’in onlar için yeşil, dutluk olduğu zamanlar! Takımı bulmuşsunuzdur diye düşünüyorum) Jacksonvile Jaguars’a eleniyorlardı. Her sezon bir galibiyet azaltan New England 199 sezonunda 8-8 ile Ocak ayında kendine yer bulamayınca kulüp başkanı –şu anda da başkan- Robert Kraft milenyuma bu koçla devam edemeyeceğini düşünerek taraftara karlı bir Boston öğleni şu şekilde sesleniyordu:

Güzel günler göreceğiz çocuklar,
Wide Reciever’ları ileri süreceğiz,
Çocuklar inanın, inanın çocuklar;
Tom Brady ile Super Bowl’lar göreceğiz.

BACK to the WEST SIDE

Pete Carroll için yükselme zamanı: USC Trojans. NFL’den NCAA’e dönüyordu. İlk seneyi kafasındaki sistemi oluşturtmaya çalışarak geçirdi. 2009’da görevi bırakana dek iki ulusal şampiyonluk olmak üzere, Rose Bowl gibi önemli kupaları okulun müzesine koyduran bir isim oldu. USC Trojans ile özdeşleşen bir sima haline geldi. Neler yaptığına dair birkaç rakam sunalım: Art arda 34 maç kazanma rekoru, kulüp seyirci rekoru, 2-5 başlangıçtan sonra 67-7’lik tablo… Koçluğunun en başarılı, en özel, en unutulmayacak anlarını USC Trojans’ta yaşadığı su götürmez bir gerçek.

WELCOME to SEAHAWKS’ NEST

Kuzey Pasifik’e hoş geldin babacan adam. 2010 senesinde Seattle Seahawks’ın Pete Carroll ile anlaşacağı yolunda söylentiler dolaşmaktaydı ve beş yıllık sözleşme ile Pete Carroll NFC WEST takımıyla NFL macerasında beyaz bir sayfa açıyordu. İlk sezon kafasındakileri sahaya yansıtmak adına kadroda büyük oynamalara gitti. Son maçta Rams’ı yenip 7-9 ile NFL tarihinin en kötü birincilik derecesini alarak wild card’da New Orleans’ın rakibi olmuştuk. Yakın zamanda oynanan ve süper bir Beast Mode koşu-TD’ı barındıran maçı unutmamışsınızdır. Gerçi sonrasında Chicago’dan sağlam bir tokat yemiştik. Geçen sene 11-5 ile Washington’u eleyip Atlanta’ya da Ramos’un Atletico Madrid’e 90+3’te attığı gol gibi son dakika sayısı bulabilseydik konferans finalinde son zamanlarda üstünlük kurduğumuz San Francisco ile zevkli bir maç bizi bekleyecekti…  Bu maç için bir sene beklemek gerekecekti…

Pete Carroll, Seattle’daki dört sezonunda hem ligin en iyi derecesine 13-3 imza atıp sönük başlayan playoff’taki şampiyonluk turunu özellikle son maçtaki muazzam oyunla taçlandırıp mutlu sona ulaştı. Ligin 14.4 ile açık ara en iyi savunmasını oynatan bu adam birçok şampiyonlukta çok büyük bir paya sahip. Russell Wilson gibi önemsenmeyen bir oyuncuya forma şansı verip ondan bir yıldız yapan, Richard Sherman gibi egosu tavan yapmış oyuncuları  “aslanlarım, kaplanlarım” tarzı ifadelerle ve babacan hareketleriyle takım olarak bir arada tutmayı başaran Irishman kalıbının adamı değil. Zira saha kenarında çocuklar gibi her şeye sevinen, ağzında sakızını eksik etmeyen 60’lık bu adam yaptıklarıyla kalıbından çok fazlası olduğunu; her maç, her sene kendisine ve yönettiği takıma pozitif anlamda bir şeyler katabildiğini milenyumdan itibaren somut ve soyut, sportif ve eğlenceli biçimde gösterip kanıtladı.

NFL’de yeni sezonun açılış maçı olan Green Bay Packers maçından itibaren ağzında sakızla kah koşan, kah çoşan, kah zıplayan, kah Hulusi Kentmen gibi tavırlarla oyuncusunun gönlünü alan 60’lık atletimizi, koçumuzu tekrar izlemeyi merakla bekliyoruz. Jimmy Johnson ve Barry Switzer ile birlikte hem kolej hem, NFL şampiyonluğu kazanan bir isim Pete Carroll. Şampiyonluğun ve takımın en önemli mimarına ayırdığımız biyografinin sonuna gelirken yazının ortasında yazmaya gerek duymadığımız Seattle Seahawks’ı Seattle Seahawks yapan en önemli ikinci özellik olarak Legion of Boom demiş ve birincisini yazmamıştık. En önemlisini en sona bırakalım istedik: 12.Adamın  başkentinden herkese  NFL dolu ve mutlu günler diliyoruz…

Paylaş:Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInShare on Tumblr