Bir sporcu ne ister? Tabii ki sporunu yapmak ister. Antreman yapmak ister, forma girmek ister, mücadele etmek ister. Ama maalesef Türkiye’de sporcu olmak zor, amatör sporcu olmak daha zor, Amerikan futbolunda sporcu olmak ise neredeyse eziyet. Gerçekten bazı açılardan hiç de kolay bir yaşam sürmüyoruz sporumuzu yapmak adına.

Konuya sezon başında üniversitelerarası lige katılım ile ilgili ‘deneyim’ konusu açıldığında Burak [Korkmaz] değinmişti. 5 yıl oynamış sporcuların üniversitelerarası ligine alınmaması gerektiği ile ilgili düşüncelerin ortaya atılması üzerine Burak’ın ne yazdığını hatırlayalım:

Alıntı
abi 10 senedir oynuosun
abi ne 10 senesi ya? 1 senede 1 mac yaptım 3 sene boyunca ve bunun 2 senesi yılda bir kere kıbrısı ziyaret eden asfa lisesine karsı hatta bu maclardan biride ekipmansız sonra eVet tecrube kazandım ilk uafl sezonu 5 mac 2. sezon 5 mac yaptım.o zaman siz abilerim 10 senedir oynuodunuz simdi n deişti??sonraki sezonlar ise toplam 14 mac yaptım.acıkcası cok utanıorum.cok tecrubeliymişim.amerikada bir ortaokul cocuğu kadar falan belki.yok ancak o kadar yani ))

Ancak o kadar! Belki o kadar değil ama Burak’ın dediği gerçekten çok uzak değil. Deneyimi orta okul ve lisede oynayan bir sporcu kadar olmadığı kesin! Peki bu niye önemli? Burak’ı hepimiz çok sevdiğimiz için mi deneyim kazanmasını istiyoruz? Alakası yok, sorsanız Burak’ı sevmeyen çok kişi çıkar bu camiada. Adam yakışıklı, çekebileni var çekemeyeni!

Ama biz konumuza geri dönelim. Bizim sporcularımız maçlara çıkacaklar, çıkacaklar ki deneyim kazanacaklar ve kendilerini geliştirecekler. Bu maça çıkmadan olmaz mı? Bir noktaya kadar olur ama 7 yıldır Amerikan futbolunu yurtiçinde ve yurtdışında, üniversite takımlarından özel takımlara çeşitli yerlerde oynadım, asla maça çıkmanın verdiği deneyimi antremanlarda yaşatabilen bir takım görmedim. Yaklaşabilirsiniz ama o noktaya erişemezsiniz. Zaten mümkün olsaydı biz DAÜ’de keşfederdik, kimsenin tatlı canını Kıbrıs’a maç yapmaya gelsinler diye yormazdık.

Sezon başında sayın Federasyonumuz ne yaptı? İki lig yapılacağını açıkladı ve bir ses bombası patladı camiada. Ses bombası nedir? Gürültü ve belki biraz parlama yapan ama kulaklarınızdaki çınlama dışında pek bir etkisi olmayan bir patlayıcı mekanizmadır. Peki patlayanın ses bombası olduğunu nereden biliyorum? Çünkü bütün itirazlardan ve tartışmalardan sonra herkes süt dökmüş kediye döndü ve neredeyse herkesin hemfikir olarak mantıksız bulduğu unsurlar aynen uygulandı. Yani ses bombası patladı, bir kaç gün tedirgin olduk ama sonra insanoğlunun muhteşem yapısı gereği o olayı unuttuk ve yaşamlarımıza devam ettik. Gözden ırak olan gönülden de ırak olurmuş diyen bir atasözümüz vardır hani. İngilizcede buna benzer ‘out of sight out of mind’ diye bir deyim var ki bu durum için biraz daha uygun. Ses bombası patladı, kulaklarımızın çınlaması geçince biz de unuttuk gitti.

Peki niye itiraz ediyorduk hatırlayan var mı? Öncelikle, geçen sezon bir ligi sorunsuz düzenleyemeyen Federasyon iki lig organize etmeye çalışacaktı. Sözkonusu sezonda maçlar ertelenmişti hatta oynanmamıştı, hakemler aylarca ücretlerini alamamıştı, aynı hakemler maçların sonuçlarını etkileyen yönetimleriyle gündeme gelmişlerdi, ve lig final karşılaşması saha içi ve saha dışı unsurlarıyla herhangi bir sezon maçından farklı olmamıştı. Bu kadar başarısızlık sonrasında seçimle gelen yeni yönetimde yıllardır bu sporun içerisinde önemli görevler alan kişilerin bulunması umut verici bir noktaydı. Ama aynı altyapı ve işleyişle göreve geldiklerinde ilk icraatleri olan iki ligli sistemin başarılı bir şekilde gerçekleştirilebileceğine inanan kişiler sayılıydı. Ortaya çıkan fikir Federasyonun öncelikli olarak bir ligi başarılı bir şekilde tamamlayarak daha sonraki sezonlar bunu geliştirerek ikinci bir ligi (lise olsun diyenler vardı) eklemesi yönündeydi.

Ama sonuç olarak bu sezon iki ligin düzenlenmesine karar verildi ve takvimle ilgili burada üzerinde durmayacağım çok sayıda senaryo ortaya atıldı. Gün gelip takvim açıklandığında hayal kırıklığının hakim olduğunu söylemek hiç yanlış olmaz. Üniversitelerarası Ligi’nde belirlenen gruplar ve oluşturulan fikstür bazı takımların ligden çekilmesiyle ikinci kere düzenlenerek 4 takımdan oluşan 3 grup ve 3 takımdan oluşan bir grup olmak üzere 15 takımın katılımıyla başlayacaktı. Beş hafta içerisinde 3 maç yapan takımlardan gruplarında  ilk ikiye girenler çeyrek finallerde oynama hakkı kazanacaktı. Yani 6 takım sadece 3 maç yaptıktan sonra, 1 takım ise sadece iki maç yaparak sezonu kapatmış olacaktı. Lige katılan takımların neredeyse yarısı için koca bir sezonda iki üç maç!Eylül’de antremanlara başladıklarını düşünürsek takımların yapacakları üç buçuk ayda 3 maç, yani ayda bir maç! Maçlarda deneyim kazanmak ve kendimizi geliştirmek adına çok parlak bir tablo değil, değil mi?

Geri dönüp Üniversitelerarası Ligi’nde geride kalan ‘normal’ sezona bakarsak toplam 19 karşılaşma yapılmış. İki karşılaşma ise yapılamamış; Bilkent Üniversitesi Selçuk Üniversitesi maçı hakem kararıyla sonucunda, DAÜ Yeditepe Üniversitesi maçı ise Yeditepe Üniversitesi takımının maça gitmemesi dolayısıyla. Bu noktaya kadar sizi sinir eden bir unsur yoksa merak etmeyin, onu da düşünmüş Federasyonumuz! Üniversitelerarası ligin çeyrek final karşılaşmaları Mart’ta başlayacağını öğrenmiş olduk Federasyonun resmi yayın organı olan sitesinden. Lig karşılaşmalarının Aralık başında bittiğini düşünürsek Federasyonumuz ligde oynayan sporcularımızın yarısına Mart’a kadar 3 ay hazırlanma fırsatı vermiş! Geri kalan yarısı daha şanslı çünkü eğer Kulüpler (nam-ı diğer Pro) Ligi’nde oynayacak bir takım bulamadılarsa Federasyonumuz onlara önümüzdeki sezona kadar yaklaşık 9 ay hazırlık yapma fırsatı tanımış. Yani kağıt üzerinde gözüktüğü şekilde geçtiğimiz normal sezon sonunda elenen takımlar önümüzdeki sezon ortalığı kasırıp kavurmaları gerekiyor. Ama antremanların maç deneyimi yerine geçmediğine değinmiştik önceden.

Asıl ilginç olan Federasyon’da bu sezon liglerin organizasyonunu yapan ekibin sporumuzun federe olmasından itibaren görev alan ekipler arasında bize ve sporumuza en yakın olanı olması. Yani bizim yıllarca verdiğimiz mücadeleleri, yaşadığımız zorlukları ve çektiğimiz çileleri birinci elde deneyim etmiş kişiler. Bu arkadaşların çalışmaları sonucunda böyle bir lig ortaya çıkıyorsa olayda bizim bilmediğimiz ve düşünemediğimiz birşeylerin olduğunu düşünmeden edemiyor insan. Belki Üniversitelerarası Spor Federasyonu ile alakalı bir kısıtlama veya engel olabilir.

Peki hazır konu açılmışken niye Üniversitelerarası Spor Federasyonu ile ortaklaşa bir lig organizasyonu yapıldı? Bu kurumun bizim ligimize katkısı oldu mu ve olduysa nasıl bir katkısı oldu? Yıllar once ÜSF ile ilgili ilk konu açıldığında bu federasyonun bütçesinin kısıtlı olduğu ve ancak yılda bir turnuva yaparak faaliyetlerde bulunduğunu söylenmişti. Yani bütçesel katkısı için olamaz, nitekim bu sezon da takımlar kendi masraflarını karşıladılar ve geriye sadece hakem ücretleri kaldı federasyon(lar) tarafından karşılanması gereken. Yaş ve tahsil sınırlamalarına gelince onu bizim federasyonumuz yapardı, nasıl olsa taşa kazınmış değilmiş ki ÜSF yönetmeliğine rağmen yüksek lisans yapan sporcuların karşılaşmalarda yer almasını sağlayabildiler. Federasyon yetkilileri beni ve dolayısıyla camiamızı bu konuda aydınlatabilirlerse sevinirim, seve seve de bir başka yazımda yer veririm cevaplarına.

Üniversitelerarası Ligi takımlarının Mart’a kadar Amerikan futbolunu unutmaması, oyuncularının antremanlarda sakatlanmaması veya oyuncuları antreman yapmaktan sıkılıp ayrılmaması için dua edelim. Kulüpler Ligi ise hala büyük bir muamma olduğu için orada fikstürün nasıl olacağını konuşmak pek anlamlı olmazdı. Ama inşallah Üniversitelerarası Ligi’nde olduğu gibi takımlar o kadar ‘harç’ verdikten sonra 3-4 maç yapıp sezonu kapatmazlar. Gerçekten yazık olurdu, öncelikle ümidi Kulüpler Ligi’ne bağlayan takımlar ve sporcular ama özellikle de Türkiye Amerikan futbolu için.

NCAA’de olduğu gibi sezonda 7-8 maç yapmak çok mu zor olurdu? Mesela grubunuzdaki her takımla sezon içerisinde hem deplasmanda hem kendi sahanızda karşılaşmak. Veya grupları daha büyük tutarak yine her takımla tek maç yaparak en azından sezon bitiminde finallere çıkamayan takımlara da yeterince maç yapma fırsatı vermek iyi olurdu kanımca. Neticede bu sezon seyahat masrafları geçen sezon olduğu gibi Federasyonun kasasından çıkmadı, ancak hakem ücretleri gibi çok büyük olmayan meblağlar geriye kalıyor. Yıllardır söylüyorum, Türkiye Amerikan futbolunda henüz ABD’deki takımlar gibi sezon içerisinde bir hafta dışında her haftasonu maç yapmayı kaldırabilecek durumda olan takımların sayısı çok az (yazar notu – Takımın antreman sayısı ve içeriği olduğu kadar antrenörlerin ve sporcuların yaklaşımı dolayısıyla rahatlıkla bu takımlardan birinin DAÜ olduğunu söyleyebilirim).

Bu yüzden böyle bir fikstür beklemenin veya istemenin mantıksız olacağı kanaatinde olmama rağmen bir sezon içerisinde maçlar arasında 3 ay beklemeye de anlam veremiyorum. Konu hava şartları ise bu spor dünyanın çeşitli yerlerinde yağmur kar rüzgar demeden oynanıyor, ve yıldırım düşmediği sürece hava koşulları ne olursa olsun maçlar yapılmaya devam ediyor. Öğrencilerin sınavları ise neden, üniversitelerde neredeyse aynı zamanlarda olan sınav haftaların 3 ay sürmediğine eminim. Peki o zaman neden yukarı bahsi geçen, maçların neredeyse her haftasonu oynanacağı bir fikstür yapılmıyor? Mevcut  fikstürün çıkarılmasının arkasında yatan neden nedir?

Amaç takımların daha fazla maç yapması olmalıdır, takımlardan daha fazla para alarak daha şaşalı bir lig yapılması değil. Eğer yapılması gereken basit şeyleri kusursuzca yapmayıp illa ikincisini tercih ederseniz (bkz. dımyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak) ancak insanların “acaba bu parayı vermeye değecek mi?” diyerek kuşkulanmasını sağlarsınız. Büyük hedef belirlemek takdir edilecek bir şeydir ama eğer sağlam temeli oluşturup uzun dönemde o hedefe neredeyse kesin başarıyla ulaşmaktansa yeterince sağlam olmayan bir temelle tek atışta her şeyi elde etmeye çalışarak başarıyı tehlikeye atarsanız uzun izin bir yolda ilerliyorsunuz demektir.