Free agency’nin ilk ve en büyük dalgası dindi, birçok serbest oyuncu yeni takımlarıyla anlaştı. Bazı oyuncular ise bir takımdan başka bir takıma takas yoluyla geçiş yaptı. Baş döndürücü bir hızda geçen bu süreci yakından izlediniz, “Adrian Peterson’ın hangi takıma gideceğini ilk ben öğreneyim de fantasy liginin Whatsapp grubunda NFL biliyorum diye geçinen şu meymenetsizler havamız olsun” diye düşünüp sosyal medya hesaplarınızın ana sayfalarını katledeceklerini bile bile “NFL.com”undan, “NFL Sunday Night Football on NBC”sine kadar bütün ajansları takip ettiniz. Hatta bu işi öyle abarttınız ki Adrian Peterson’ın yeni takımı ile başlayan bu süreçte bir baktınız, Jacksonville Jaguars’ın bütün off-season hamlelerini biliyor olmuşsunuz.

Tabi bütün bu haberleri okurken bir kavramla birçok kez karşılaştınız ancak ne olduğunu tam anlayamadınız. Bazılarınızın bu kavram hakkında bildiği birkaç şey vardı mesela bir kısmınız, “Maaş sınırı ağğbi işte, NBA’deki mantık” diye düşünerek özgüven tazeledi ve takımların, uğruna avukatlar ve personeller istihdam ettiği “salary cap”i eşi benzeri görülmemiş bir kıssadan hisse örneğiyle açıklayabileceğini zannetti…

Peki gerçekte “salary cap” neydi, NFL gibi marka değerine önem veren bir lig, neden tek bir takımın “Los Galacticos” olmasına bu kadar karşıydı? Oyuncuların takımdan aldığı her ücret maaş kalemine mi girer, yoksa ücretlerin başka kalemleri de var mıdır? Garanti ücret neleri kapsar ve salary cap’e nasıl yansır?

İşin daha matematiksel kısmına girersek, örneğin, Texans’ın 2016’da büyük bir bonkörlük örneği sergileyerek Brock Osweiler’a yaptığı 72 milyon dolarlık (37 milyon doları garanti olmak üzere) kontrat, takımın salary cap’ini nasıl etkiledi; takım, Osweiler kumarının tutmadığını görünce niye oyuncuyu serbest bırakmadı da takaslama çabasına girişti? İşte bu yazı dizisini okuduktan sonra yukarıdaki sorulara cevap bulabileceksiniz.

Bu bölümde ise salary cap ve uygulamalarını tanımlayıp lige nasıl bir fayda sağladığına bakacağız.

Salary Cap, Salary Floor Nedir? Ne İşe Yarar?

İşe bakın ki salary cap, gerçekten de bir maaş üst sınırıdır ve takımların, oyuncularına bir yılda verebilecekleri maksimum ücret miktarını belirler. Bu uygulama NFL, NHL, MLB ve NBA gibi birçok Kuzey Amerika liginde bazı farklılıklar haricinde benzer işleyişe sahiptir.

NFL özelinde konuşacak olursak buradaki salary cap, “hard cap” özelliği taşır ki bu da hiçbir takımın hiçbir surette salary cap’in belirlediği maaş üst sınırını aşamayacağı anlamına gelir. Takımların gerçekleştirdiği bütün hamlelerin ilk olarak NFL Lig Ofisi tarafından değerlendirildiği ve aykırı durumlarda bu merci tarafından iptal edildiğini düşündüğümüzde “salary cap’i ihlal etmenin kağıt üzerinde belirlenmiş cezası” diye bir uygulamadan bahsetmeye gerek yoktur. Ancak buna rağmen San Francisco 49ers ve Pittsburgh Steelers gibi bazı kurnaz takımlar, salary cap’lerinde yaptıkları çeşitli usulsüzlükler sonucu para cezası ve/veya draft haklarının elinden alınması gibi cezalarla karşı karşıya kalmıştır. İlgilenenler, 49ers’ın 2000 yılındaki Salarycapgate skandalından araştırmaya başlayabilir.

Yıllık maaş üst sınırı, her sene artan lig hasılatlarına göre belirlenir. NFL ve takımların elde ettiği bu hasılat, yayın hakları gelirlerinden tutun da stadyumların çevresinde verilen otopark hizmetlerine kadar birçok farklı bileşeni içerisinde barındırır. Muhasebe hesabıyla ortaya çıkan yıllık hasılatın, NFL ve oyuncu sendikası NFLPA tarafından 2011 yılında imzalanan toplu iş sözleşmesinin (CBA) belirlediği yüzdelik oran ile çarpılması sonucu 32 takımın toplamda oyuncu maaşlarına ne kadar bütçe ayırabileceği hesaplanır. Ancak NFL.com veya diğer ajansların yayınladığı yıllık maaş sınırları, genelde tek bir takım içindir ki bu da nihai rakamın 32’ye bölünmesiyle elde edilir.

Her ne kadar Tüm Hasılat (All Revenue) kendi içerisinde üç ana kategoriye ayrılsa ve CBA (2011) de bu üç ana kategori için salary cap oranlarını birbirinde farklı olarak tayin etmiş olsa da, Tüm Hasılat’ın ortalama yüzde 48.5’i oyuncu maaşlarına verilir. 2017 yılında ligin elde edeceği Tüm Hasılat’ın yaklaşık 11 milyar dolar olacağı öngörüldüğünden yukarıda bahsettiğim işlemler yapıldığında her bir takımın 2017 yılında maaşlara ayırabileceği rakam da 167 milyon dolar olarak ortaya çıktı. Bu meblağ 2016’daki 155 milyon doların, 12 milyon dolar üzerindeyken, salary cap’in NFL’e tanıtıldığı 1994 yılındaki 34.6 milyon dolarlık maaş üst sınırının beş katına yakın bir değerde. Bu karşılaştırma bile bize NFL’in ne kadar hızlı büyüyen bir ekonomi olduğunu ispat ediyor.

Bu noktada akıllara şu soru geliyor olabilir: “NFL’de yaratılan katma değerin en büyük pay sahibi bu ligin işçileri, yani oyuncular. Oyuncu sendikası dediğin NFLPA’in de öncelikli amacının oyuncu maaşlarını olabildiğince yüksek tutmaya çalışmak olması gerekir. Nasıl oluyor da bu sendikacılar, takım sahipleriyle anlaşıp maaş sınırlamasını kabul ediyorlar? Yoksa bu sendikacı görünümlü kişiler, sermayenin kölesi mi oldu?”

Öncelikli olarak NFLPA’ye, geçmişte olduğu gibi şu anda da aktif olarak ligde oynayan bir oyuncu başkanlık yapıyor (Eric Winston – Cincinnati Bengals), yönetim komitesinde de Indianapolis Colts’un kicker’ı Adam Vinatieri ve eski quarterback Matt Hasselbeck gibi halen ligde boy gösteren ve emekli olmuş birçok oyuncu bulunuyor. Dolayısıyla böyle bir yönetici kadrosuna sahip olan oyuncular birliğinin, oyuncuları satıp takım sahipleri ile kafa kol ilişkilerine girmesi pek gerçekçi değil.

Öte yandan böyle bir maaş sınırlamasının olası, aslında oyuncular için de gayet iyi bir şey. En başta salary cap’in ortaya atılmasının en büyük sebebi, yetenek havuzunun “en”lerini takımlara üç aşağı beş yukarı orantılı olarak dağıtabilmekti. Nitekim, en yetenekli oyuncuların en yüksek maaşı alacakları öngörüldüğünden, bir maaş sınırlamasının varlığı bir ve birkaç takımın ligdeki bütün yetenekleri kadrosunda toplamalarına ve doğal olarak birer “Los Galacticos” yaratmalarına izin vermiyor.

Salary cap savunucularına göre böyle bir sınırlama, ligdeki rekabet seviyesini her daim yüksek tutuyor ve teoride her maçın yakın geçtiği, heyecan seviyesinin yüksek olduğu NFL, sporseverlerin dikkatini daha çok çekiyor. Bunun sonucu olarak da hem takımların stadyumları her maç doluyor hem kendilerini takımlarına ait hisseden futbolseverler eldiveninden çim biçme makinesine kadar takımlarının lisanslı ürünlerini satın alıyor hem de ligin medya gelirleri hep yüksek oluyor. Dolayısıyla hayli takip edilen ve izleyici bulan NFL, yüksek hasılat ürettiğinden oyuncular da salary cap’in olmadığı senaryoya göre daha fazla kazanıyor.

Öte yandan, 2013 yılından bu yana NFL’de bir maaş tabanı (salary floor) da bulunuyor. Buna göre takımlar, salary cap’lerinin en az %90’ını kullanma gibi bir yükümlülüğe sahipler. Yani bir takım sahibinin kalkıp da salary cap’i bahane göstererek “Kadroma yeni oyuncu katamıyorum” veya “X oyuncusuna şu kadar maaş verebilirim” deme şansı bulunmuyor. Salary floor da salary cap gibi bağlayıcılığı olan bir uygulama olsa da takımların, maaş tabanını dört yıllık periyotlarda sağlamaları bekleniyor. Yani New England Patriots, 2017 yılında salary cap’inin %89’unu kullansa bile 2017-2020 dönemi ortalamasında yüzde 90’ın üzerine çıkabiliyorsa kurallara aykırı davranmış olmuyor.

Buna ek olarak, yine 2013’ten beri lig genelinde 32 takımın salary cap’lerinin ortalama %95’ini kullanıyor olmaları koşulu var. Eğer takımlar, münferit olarak maaş tabanını sağlasa bile yine de lig genelinde bu koşul yerine getirilemiyorsa bizatihi NFL, oyunculara ödeme yaparak bu açığı kapatıyor.

Peki salary cap olmayan birçok ligde yukarıda ifade ettiğim sorunlar nasıl çözülüyor? İlk olarak ligde yıldızları toplayan birkaç takım, sahada ilgili sporun kusursuza yakın bir resitalini sergiliyor ve birkaç takımın tekelinde de olsa artan oyun kalitesi, hatırı sayılır miktarda seyirci çekiyor. Salary cap’e sahip olmamanın getirdiği para harcama özgürlüğünün takipçi toplama hususundaki en kusursuz örneği şüphesiz İspanyol Futbol Ligi “La Liga”. Real Madrid ve Barcelona gibi takımlarda, münferit pozisyonlarında dünyanın ilk beşinde olan oyuncular boy gösteriyor ki bu da ortaya konan futbolun estetik açıdan mükemmele yakın olmasını sağlıyor. Bu durum her ne kadar, büyük takımlar üzerinde bir takipçi konsantrasyonu yaratsa da Pamplona’da yaşayan sadık bir Osasuna taraftarı için dahi iyi bir şey. Nitekim, Real Madrid ve Barcelona gibi takımların uçurduğu reklam ve medya gelirlerinden günün sonunda Osasuna kulübü de yararlanıyor ve payına düşen gelirle belki Barça gibi Brezilya’nın en büyük yeteneğini takıma getiremese de Arjantin liginin ortalama bir takımında underrated kalmış bir oyuncuyu kadrosuna katabiliyor. Bu da takımın verdiği seyir zevkini artırıyor.

Bu hususta salary cap’e sahip NFL’e baktığımızda ise illa ki birkaç pozisyona yapılan yatırım diğer pozisyonlarda belli açıklara sebep oluyor. Çok geri gitmeyin bundan sadece beş sene önceki Houston Texans’ı düşünün. Wide receiver ve running back pozisyonunda ligin en iyi oyuncularından ikisine (Arian Foster, Andre Johnson) sahip olan Texans hücumunu, o yıllarda orta kararın da altı Matt Schaub yönetiyordu.

Öte yandan, salary cap’e sahip olmayan birçok ligde NFL’in aksine düşme-kalma sistemi bulunuyor. Yani bir sezonda, ligin üst sıralarındaki daimi büyükler şampiyonluk mücadelesi verirken alt sıralarda da taraftarlar takımlarının ligden düşmemesi için stadyuma koşuyor.

Franchise sistemine sahip, dolayısıyla takımların düşme tehdidi yaşamadığı NFL’de ise, salary cap savunucularına göre zaten güç dengeleri sürekli değişiyor ve daimi büyük ve daimi küçük takımların çıkmadığı NFL, her sezon üç aşağı beş yukarı farklı takımların yükselişiyle futbolseverlere yeni heyecanlar vaat ediyor. Evet, belki son yıllarda Cleveland Browns gibi her sezon ligin en altına oynayan veya New England Patriots gibi her sezon şampiyonluk kovalayan birkaç takım kalıyor ancak salary cap’ini birkaç sezon üst üste iyi yöneten ekipler büyük çıkışlar yaşayabiliyor. Unutmayın, Jacksonville Jaguars bundan on yıl öncesinin istikrarlı bir playoff takımı, bundan yirmi yıl öncesinin de bir şampiyonluk adayıydı.

Salary cap’in bir diğer artısı ise ücretlerin orantılı ve hakkaniyetli dağıtımını yapması. NFL’de takımlar, oyunculara verebilecekleri maksimum maaş belli olduğundan ücretlendirme konusunda oldukça titiz davranıyorlar ve Avrupa liglerinde olduğu gibi kendisini henüz kanıtlamamış oyunculara tonla para akıtmıyorlar. En azından NFL’in bir Brock Osweiler’ı varsa, İtalya Ligi Serie A’nın Ricardo Quaresma’sı, Oguchi Onjewu’su ve daha birçok kendisini tam anlamıyla ispat etmeden milyon dolarlara kavuşmuş oyuncusu bulunuyor.

NFL’de maaş üst sınırı uygulayan politikanın bir başka artısı ise mali hacim olarak görece küçük takımların, daha varlıklı takımların konumuna yetişebilmek uğruna yıldız kapma yarışına girmemesi, bunun yerine o parayı biriktirmesi ya da yatırıma dönüştürmesi. Böylelikle takımlar mali olarak daha stabil kalmayı başarırken, başta Portsmouth olmak üzere yüksek oyuncu maaşları sebebiyle iflas eden köklü İngiliz kulüplerinin yaşadığı acı son NFL ekipleri arasında pek görülmüyor.

Son Eklemeler…

Yazıyı tamamlarken “Salary cap de her eve şartmış arkadaş” diye düşünüyor olabilirsiniz. Ancak maaş üst sınırı, NFL’de bütün bunları başarırken aslında yalnız değil. Ligin tek maçlık playoff sisteminden tutun da Amerika’daki köklü ve iyi pazarlanan franchise kültürüne kadar birçok farklı unsur da özellikle rekabetin, heyecanın ve takımlara karşı hissedilen aidiyetin yüksek seviyede kalmasını sağlıyor. Dolayısıyla salary cap, günümüz NFL’inin yeter değil aksine gerek şartı.

Son olarak, yazı dizisinin ilk bölümü, salary cap’e bir giriş olarak düşünülmesi gerektiğinden işin matematiğine çeşitli modeller ve güncel kontratlar üzerinden hesaplamalar yapacağımız bir sonraki bölümde gireceğiz…

Paylaş:Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedIn