Üç haftadır hazırlandığımız gün geldi çattı. Takımlar bu sene takımlarına gelecek taze kanı, taraftarlar seneye seyredecekleri genç yıldızları merakla bekliyordu. Oyuncular ise hayatlarının geri kalanında kaderin onlara çizdiği yolun belli olacağı bu üç güne büyük heyecanla giriyordu.

Draft Maratonu

Hiç duygusal yollara sapmadan şunu soralım: Neden üç gündür bu draft? Bir günde hallolsa olmaz mı? Bunun için önce şunu düşünün: Bir takımın ilk turda seçtiği oyuncu çok önemlidir. General manager’ların başarıları yıllarca draft seçimleri ve özellikle ilk tur seçimleriyle ölçülür.

İlk sıradan oyuncu seçen takımın aylarca süresi vardır kararını vermek için. Diğer takımların ise sadece 10 dakika. Bu kadar önemli bir seçim için sadece 10 dakika… Evvelki senelerde 15 idi, ama 2010’da 10’a indirildi. 10 dakika az gibi görünebilir ama her takım bu 10 dakikanın tamamını kullanınca 32 takımdan 320 dakika, yani beş saat sadece bir tur için geçiyor. Beş saat geçince de zaten ilk günden hayır gelmiyor.

İkinci turda bu süre yedi dakikaya, diğerlerinde de beş dakikaya iniyor. Yine de zamanın nasıl geçtiği anlaşılıyor herhalde. Yazının devamında bu kısa beş dakikacığa neler sığdırmak zorunda kalındığını göreceğiz. Ancak önce yazı dizimizi bitirecek arkadaşlara bir bakalım:

Kim Kimdir, Nerede Ne Yapmaktadır?

Oyuncularımızın biri Lawrence Abrahams, Purdue mezunu linebacker. Lawrence üçüncü tur gibi draft edilmeyi beklediğinden ilk gün hiç gaza gelip milleti evine davet etmemiştir. Televizyon önünde takım arkadaşları ve tanıdığı diğer oyuncuların, özellikle de linebacker’ların ilk turda ne zaman kim tarafından draft edileceğini izlemeye kararlıdır.

Diğer oyuncumuz Brian “Eagle” Williams ilk beş gibi draft edilmesi beklendiğinden NFL Draftı’nın yapıldığı New York’un meşhur Madison Square Garden’ına davetlidir. VIP misafirlerin beklediği Green Room (Yeşil Oda), Brian ve onun gibi üniversite süperstarlarını misafir edecektir bugün. Son derece konforlu bir oda olsa da, ne kadar erken terk edilirse o kadar iyidir. Öyle ya, Green Bay QB’si Aaron Rodgers gibi o odada dört buçuk saat beklemek de var.

Takımımız West Lafayette Squirrels draft için aylardır hazırlanıyor. Önceki yazıda belirtilen scouting yapılmış, oyuncuların notları verilmiş, bu notlar oyuncu kartları üzerinde draft board’a (draft tahtasına yerleştirilmiş). Draft board gibi bir çok tahtanın, toplantı masalarının, sürüyle telefonun, pizza kutularının bulunduğu bir yerdir takımların draft odası. Bazı takımlar buna savaş odası da der ve uzun draft maratonu bu odalarda geçer.

Seyirciler, özellikle ilk günü inanılmaz rating alan gösteriyi evlerindeki draft party’lerde takip ediyor. Bahisler, eleştiriler, pizza, bira ve taraftarlara şişmanlamak için bir bahane daha…

NFL Draft Birinci Gün:

2011 NFL Draft başlıyor. Ben de her zamanki tarzımla kurgu – bilgi sıralamasıyla size rehberlik edeceğim.

NFL Commissioner’ın (Roger Goodell) sunuculuğunda başlayan ilk gün, sadece ilk tur gerçekleşecekti. Son yılların ilk draft’leriyle ünlü takımı Detroit Lions bu sene de birinciliği kimseye kaptırmadı ve ilk seçme hakkını kazandı. Hiç eveleyip gevelemeden bir karta yazdıkları seçimlerini podyuma ulaştırdılar ve Roger Goodell bu senenin altın çocuğunu açıkladı: “With the first selection of the 2011 NFL Draft, Detroit Lions select Alex Barber, QB, Ohio State.” Türkçesi: “2011 NFL draft’inin ilk seçimiyle Detroit Lions Ohio State’den oyun kurucu Alex Barber’ı seçti”. Sevinen, üzülen kızanlar eşliğinde Alex sahneye çıktı, Lions görevlisinin verdiği şapkayı kafasına taktı ve bir numaralı Lions formasıyla poz verdi. Alex’in fotoğrafçılara gülümsemekten ağzı yırtılmak üzereydi, zira daha tek NFL maçına bile çıkmadan alacağı garanti parayla zengin olmayı garantilemişti.

Bilgi: İlk sıradan seçecek takımın yapacağı günler, hatta haftalar öncesinden bellidir. Seçeceği oyuncu veya yapacağı takası kesinleştirmek için devasa zamanı vardır. Hatta Carson Palmer ve Cincinnati Bengals örneğinde olduğu gibi önden sözleşme üzerinde bile anlaşıp, draft’e kafada Bengals şapkasıyla da gelinebiliyor. Draft edilen oyuncuların sözleşme imzalamalarını daha ileride göreceğiz. Şimdi Roger Abi’yi sahnede daha fazla bekletmeyelim.

Lions ilk sıradan Barber’ı seçince ikinci sıradaki Oakland Raiders hiç şaşırmadı; beklenen buydu zaten. Onlar da birkaç dakika enayinin birinden çok uygun bir takas teklifi gelirse diye bekleyip kendi seçimlerini verdiler. İşte Al Davis’in son yumurtası: Çık hızlı, çok atletik ama bir sürü de eksisi olan bir runningback, mönjbkh 40 yard skoruna göre ikinci sıradan draft edildi.

Bilgi: Kısa ama önemli bilgi. Al Davis’i tanımadan NFL biliyorum diye gezinmeyin ortalıkta. Bu renkli ve genelde sevilmeyen adam, sıfırdan başlayıp bir şekilde takımın sahibi olur ve hemen her draft’te kendi kafasına göre oyuncu seçer. Yanındakileri dinler ama sonuçta takım kendisinindir. Öte yandan Raiders’ın 2010 draft’ini beğendim, sanki biraz akıllanmış gibi… Al Davis’le ilgili özellikle John Madden’ın yazdıkları ve takım doktoru Rob Huizenga’nın kitabı çok güzeldir. OJ Simpson davasında da tanıklık eden Huizenga’nın kitabı, “Any Given Sunday’in” temellerinden biridir.

Üçüncü sıradaki Houston Texans, QB ihtiyacındaydı. Ancak Alex ellerinden kaçınca draft tahtalarına bir baktılar. Sıradaki en iyi oyuncu bir CB’di. Yine de Texans burada en iyi oyuncu seçme yerine ihtiyaca göre draft etti ve sıradaki en iyi QB’yi seçti. Bu QB, biraz beklense 10, 15. sırada bile seçilebilirdi.

Bilgi: Texans burada ihtiyaca göre draft etti. İki değişik anlayış hüküm sürer seçimlerde, draft-by-need (ihtiyaca göre draft) vs. draft-by-board (tahtadaki en iyiyi draft). Ben draft by-board taraftarıyım. Böylece senelik ihtiyaç dalgalanmasına bakmadan yıllar yılı en iyi gördüğü oyuncuyu seçip uzun vadede takımı istikrara ulaştırabilirsiniz. Öte yandan bir general manager’ın çok da uzun vadeli düşünme lüksü olamayabiliyor, bu yüzden bazen gerekliliklere göre de draft edilebiliyor, kötü gözle bakmamak lazım.

Dördüncü sıradaki Cleveland Browns’a döndü gözler. Browns masasında yoğun telefon faaliyeti gözleniyordu. Beş dakika sonra sahneye ulaştırılan bir haber, dünyaya duyuruldu. Cleveland Browns, dördüncü sıradaki hakkını, onuncu sıradaki Philadelphia Eagles’la takas etmiş, bir de ek olarak Eagles’ın ikinci tur 10. sıra (yani toplamda 42. sıra) hakkını da almıştır.

Bilgi: Draft seçme haklarının takasları, sene içinde, hatta bazen bir kaç sene öncesinden zaten yapılır. Bir de draft günü, sıra kendisine geldiğinde draft edilmemiş oyunculara göre takas eden takımlar da olunca, draft sırası iyice karman çorman olur. Oyuncu dahil olmayan, sadece draft sırası için yapılan takaslarda, resmini gördüğünüz tablo rehberlik eder takımlara. Burada her draft hakkının bir değeri vardır, ve basit toplama işlemleriyle sonuca gidilir. Resimden bakalım: Browns’un dört numaralı seçim hakkının değeri 1800 puandır. Eagles’ın 10 ve 42 numaraları ise sırayla 1300 ve 480 puandır. Yani Browns 1800 puan verip, 1300 + 480 = 1780 puan alıyor. Tam eşitlik aranmıyor ve bu takas gerçekleşiyor. Ben de draft dersi yanında matematik dersi de vermiş oluyorum. Bu takasların içine oyuncu alışverişi girince ise rakamlar daha bir belirsizleşiyor. Bu arada Eagles’ın yaptığına “trade up” (yukarı takas), Browns’ın yaptığına ise “trade down” (aşağı takas) deniyor.

Dördüncü sıraya zıplayan Eagles bombayı patlattı: Brian “Eagle” Williams! Aradığı koşucuya kavuşan Philadelphia, acaba oyuncunun lakabının takım adıyla aynı olmasından da etkilenmiş miydi? (Cevap: O kadar duygusal bir yer değil NFL). Ne olmuş yani biraz üniversitede başı derde girmişse? Hem Philadelphia kötü çocukların takımları değil miydi hep? Brian alkışlar içinde sahneye geldi, şapkayı ve formayı alıp pozları verdi. Ağzı Alex kadar olmasa da yırtılacak kadar gülümsüyordu. Agent’ı ise Philadelphia’nın hangi yerel firmalarıyla sponsorluk için görüşeceğini düşünüyordu.

İlk gün bu şekilde bitti. Seyirciler televizyonu kapatıp internetten takımlarının ilk günkü seçimlerinin eleştirilerini okudular. Takımlar ikinci gün için tahtalarına son bir göz attılar. İlk gün seçilen oyuncular internetten gidecekleri şehir için ev bakmaya başladılar. Seçilmeyenler ise umutlarını ikinci bir güne taşıdılar. Dünya güneş etrafında bir turunu tamamladı ve draft’imizin ikinci günü başladı.

Bilgi: Dünyanın güneş etrafında tam bir tur dönmesi sırasında geçen yaklaşık 24 saatlik süreye “one day” (bir gün) denir.

İkinci gün; beklenen, sürpriz olan, çok eleştirilen seçimler, bazen üç takım arasında geçen dev takaslara sahne oldu. Bugün, iki ve üçüncü turlar yapıldı. Buraları hızlı geçiyor ve üçüncü tur 32. sıra, yani genelde 96. seçime geliyoruz.

Super Bowl şampiyonu olan West Lafayette Squirrels, takas yapmadığı için her turun son seçim hakkına sahipti. Draft tahtalarındaki en önemli oyuncular seçilmiş, kendileri ilk iki turda bir receiver ve bir tackle seçmişti. Bu turda ise biraz da belki dengeyi tutturmak için, tahtaya da uygunsa defansa bir oyuncu bakıyorlardı. Düşünüp taşındılar, ve kararları üçüncü tur ve dolayısıyla ikinci günü bitirmek için geldi: Lawrence Abrahams, Linebacker, Purdue!

Larry artık umudunu hemen hemen kaybetmişti. Yarını beklemeye hazırlanıyordu ki bir telefon geldi. Telefondaki ses kendini Squirrels’ın general manager’ı olarak tanıttı. Larry’ye West Lafayette için oynamaya hazır olup olmadığını sordu. Larry heyecanla “Evet Efendim!” dedi ve karar verildi. Larry için (en azından ilk uçakla West Lafayette’e gidene kadar) şapka, forma, sahne ve fotoğraf yoktu. Sadece ağzı yırtılmadan gülerken ailesine sarılıyor ve ağlıyordu…

Bilgi: Draft edilecek oyuncuyla son bir konuşmak önemli. Geçmiş yıllarda olmuş olaylar arasında draft edilip, sonra da “Ya, ben basketbol oynayacağım, vazgeçtim” diyen adamlar olduğu gibi, draft ettikten sonra, oyuncunun birkaç gün önce öldüğü haberiyle karşılaşan takımlar da oldu. Bir de kendilerine verilen sürede seçim yapamayan takımlar oldu. Burada uygulama şöyle: Zamanında kararını bildirmeyen takım hakkını kaybetmiyor, ama arkadan gelen takım hızlı davranıp önce seçebiliyor. Bu da yanlış hatırlamıyorsam bir kere oldu, Minnesota Vikings’e o da…

Son gün dört, beş, altı ve yedinci yapıldı. Buraları artık geçiyorum. Yalnız bazı turlarda, sözleşmeleri bittiğinden fazlaca oyuncu kaybeden takımlara ek draft hakkının tanındığını belirteyim. Bir de en son draft edilen oyuncuya “Mr. Irrelevant” (“Kim Takar Yalova Linebacker’ını” gibi tercüme edilebilir) denir. Bu oyuncunun seçilişini özel bir şahıs duyurur ve oyuncu ailesiyle bir tatil kazanır. Yani seçilmese ne fark ederdi ki?..

Draft Sonrası

Draft olayı böylece bitmiş oldu. Artık sıra takımların oyuncuları şehirlerine getirip taraftarlarla tanıştırmasına geldi. Doğal olarak ilk turlarda seçilen oyunlar daha fazla ilgi gördüler. Formaları hemen satışa çıktı. Yeni transfer ve draftlerin eklenmesiyle hayali depth chart’lar gezmeye başladı siberuzayda. Çaylak oyuncular kendileri için düzenlenen seminerlere katıldılar. Takımlarının çaylak alıştırma programlarına girdiler.

Lig arası tatilinin yarısına gelindiğinde hala sözleşme imzalamayan oyuncular çoğunlukta olur. Bunun çok sebebi vardır, ama en önemlisi hiç bir takımın veya agent’ın ilk adımı atmak istememesidir. Özellikle ilk roundlarda seçilenler için bekleyiş bazen training camp’in başlangıcını bile geçer. En sonunda birisi ilk adımı atar ve bir sözleşme imzalanır. Onu temel alarak diğerleri de biraz az veya çoğuna sözleşme imzalar. Aynen bir yap-bozunilk parçalarını koymanın daha zor olduğu gibi, etrafta bir ücret çerçevesi oluşunca işler daha hızlı ilerler. Bu sene ise salary cap (bir takımın toplam senelik maaşlarının sabit olan üst sınırı) olmadığından daha karışık günler bekliyor bizi.

Artık yazının sonuna geldiğimize göre, kahramanlarımızın hayat hikayelerini de sonlandıralım. Brian “Eagle” Williams Philadelphia’da daha NFL’e hazır olmamasına rağmen ilk günden oynamaya başladı. Az çok başarılı da oldu. Ancak maalesef dördüncü senesinde, daha ikinci sözleşmesini imzalayamadan dizinden büyük bir sakatlık geçirdi. Bir buçuk sene sonra sahalara döndüğünde artık eski hızından biraz uzaktı. Yerine draft edilen koşucu da etkiliydi. Neyse ki daha büyük bir sakatlık geçirmedi ve kariyerinin sonuna dek iyi bir ikinci koşucu olarak devam etti. İlk sözleşmesinden aldığı ikramiyeyi hemen harcadığından biraz aklı başına geldi ve devamında daha dikkatli davrandı. Emekli olunca Philadelphia’da büyük bir yerel televizyonda yorumculuk yapmaya başladı.

İkinci kahramanımız Lawrence Abrahams ilk senesini yedek olarak ve special teams’de (kick-punt) geçirdi. İkinci senesinin başında etkili bir kamp geçirdi ve yavaş yavaş sahaya girmeye başladı. Üçüncü senesinde artık ilk 11’e kurulmuştu. Bu sene sonunda Green Bay Packers’a transfer oldu ve burada iki sene sonra kaptanlığa yükseldi, bir daha da başka takıma transfer olmadı. 32 yaşında artık vücudunun daha fazla futbolu kaldıramadığına karar verdi ve emekli oldu. Bundan sonra vakit geçirmeden koçluk stajına başladı ve değişik takımlarda sırasıyla assistant linebackers coach, linebackers coach, defensive coordinator derken en sonunda head koçluğa getirildi. Houston Texans ile iki Super Bowl oynayıp birini kazanan Larry uzun yıllar sonra NFL’in temposundan yorulup okulu Purdue Boilermakers’ın başına geçti ve emekli olana kadar orada devam etti. İki oğlunun da üniversitede futbol oynaması ve birinin NFL’e geçebilmesinin gururu neredeyse kendi başarıları kadar büyüktü.

Ben size nispeten iyi geçmiş iki kariyeri anlattım. Bunların yanı sıra draft edilip bir türlü kadroya giremeyen, yıllarca idman yapıp, yine de NFL’den bir kuruş daha kazanamayanlar da var. Bu adamların çabalama süresi, hayallerinden vazgeçip gerçekçi bir bakış açısı kazanana kadardır. Yenildiğini bilmek de önemlidir. Gurur duyulacak şey, elinden geleni yapmaktır. Unutmayın ki her Jerry Rice, Ray Lewis ve Brett Favre için binlerce, hatta onbinlerce suya düşmüş hayal vardır. Üniversitede kahraman olup, şanssız bir sakatlık veya başarısız bir NFL senesinin sonunda kasapta çalışmaya başlayan o kadar oyuncu var ki… Üniversite diploması burada olduğu gibi Amerika’da da hiçbir şeyin garantisi değil. Peki ya mezun olmadan draft’a kaçanlar..?

Siz asla umudunuzu kaybetmeyin. NFL’de oynamasanız bile yaşlılığınızda geriye bakıp “Evet, ben elimden geleni yaptım. Oyunculuk yıllarımın altına gönül rahatlığıyla imza atabilirim” diyebiliyorsanız işte o zaman başarılı sayılabilirsiniz. Savaşı bırakmayın ve futbol zevkiniz azalmasın. Larry ve Eagle’ın azalmadığı gibi…