Yazı dizisine bir umut başlayıp, belli bir yere kadar da geldikten sonra “Daha düne kadar bırak imza bonusu ivmelenmesini, imza bonusunun ne olduğunu bilmezken şimdi aldım elime kalemi kağıdı, zamanında Troy Aikman t-shirt’lerini çekip Ortaköy barlarında kızlara hava atan Amerikan gurbetçisi dayıoğluna, kontrat yeniden yapılandırılırken imza bonusu nasıl bölüştürülür, onu anlatıyorum. Bu kadarı yeter de artar, varsın salary cap ile ilgili daha fazlasını bilmeyeyim” diye düşünen okurların da yavaştan tasfiye olması sonucu sayılarının bir hayli azaldığını düşündüğüm sevgili salary cap dostları, bu kadar uzun ve karmaşık bir girizgahın bile dört bölümdür ne kadar yoğun bir içeriğe maruz kalışımızı özetlediği, salary cap yazı dizisinin beşinci bölümüne hoş geldiniz!

Aslına bakacak olursanız, niyetim epeyce masumdu. Öyle ki, bu yazı dizisine başlarken bunca şeyi tek bir yazıya sığdırabileceğime inanıyordum. İlk kez bilgisayar başına oturduğumda, daha taban maaşına dahi geçemeden beş sayfayı görünce küçük bir sükut-u hayale uğrasam da kendimden emin bir şekilde Kaan Özaydın’a telefon açarak “Abi, ben bu salary cap yazısını uzattım biraz. Bu yüzden yazı dizisine çevireyim diyorum. Bir, maksimum iki bölüm daha yazar tamamlarım” gibi oldukça cesur bir iddiada bulunmuştum. İşin ilginç tarafı şu ki, bundan önceki her bölümüne “Bu sefer kesin olarak diziyi tamamlıyorum” diyerek başladığım bu yazı dizisini, sırtındaki taşı bir türlü tepeye ulaştıramayan Atlas misali, aslında o bölümde bitiremeyeceğimi geride bıraktığımız bölümün sonunda idrak ettim.

Ancak merak etmeyin, bu sefer sözüm söz. Bu bölümde takas ve emeklilik durumlarını inceliyor ve artık dükkanı kapatıyorum.

Takas

Toplu iş sözleşmesinin verdiği hükme göre NFL’de oyuncu takasını, oyuncuyu kadro dışı bırakmaktan ayıran husus şudur: Oyuncuyu yollayan takım, salary cap’inde sadece imza bonusu ivmelenmesini tecrübe ederken, oyuncuyu kadrosuna katan takım ise oyuncunun ilk takımıyla var olan sözleşmesinin kalan geçerlilik süresi boyunca imza bonusu dışında sahip olduğu diğer bütün şartlardan sorumlu olur.

Yani bir bakıma oyuncu ile birlikte, sözleşmenin kalan kısmının şartları da diğer takıma gönderilmiştir ve dolayısıyla artık yeni takımın mesuliyetindedir. Oyuncuyu gönderen takımın ise bu noktadaki tek yükümlülüğü, imza bonusu eş bölüşümünün kalan kısmını hamlenin gerçekleştiği sene içerisinde salary cap’inde tecrübe etmektir. (Aslına bakacak olursak, oyuncuyu yollayan takım, tıpkı imza bonusu gibi kontrata eş bölüştürülen opsiyon bonusları, tamamı garanti roster bonusları gibi farklı bonus kalemlerinden de sorumlu olur ancak yazı dizisinin genelinde bu kıyıda köşede kalmış bonus türlerine yer vermediğim için şu anda da onları denkleme katma ihtiyacı hissetmiyorum.)

Bütün bu sistemi küçük bir örnekle açıklayalım: 2014 yılında X takımıyla beş yıl 20 milyon dolara anlaşan bir oyuncu, sözleşmeye imza attığı esnada X takımından 10 milyon dolarlık imza bonusu (Eş bölüşümü 10/5 = 2 milyon dolar) almış olsun. X takımı, oyuncuyu 2016 off-season’ında (kontratın ikinci senesinin sonunda) Y takımına yollasın. Dolayısıyla X takımı her ne kadar oyuncuyu Y takımına göndermiş olsa da, üç yıllık imza bonusu eş bölüşümü olan altı milyon dolar, (2*3 = 6) ilgili senede takımın salary cap’ine işlenecektir. Y takımı ise kontratın 2016 yılında itibaren sahip olduğu bütün şartlardan yükümlü olacak ve oyuncuya, X takımıyla anlaştığı şartlar üzerinden ödeme yapacaktır.

Tabi oyuncu takasının ne zaman gerçekleştiğinin de önemli bir rolü vardır. Nitekim, eğer takas 2016 NFL yılı başlangıcı olan Mart başından sonra gerçekleşmişse oyuncu, sözleşmesinde kadro bonusu olması halinde X takımından bu bonusu alacak ve bu maliyet kalemi de X takımının salary cap’ine işlenecektir. Şayet hamle, Mart başından önce gerçekleşirse oyuncunun 2016 kadro bonusu Y takımının yükümlülüğünde olacaktır.

NFL’deki takas sistematiğinin bize anlattığı şey şudur: Eğer, X takımı bir oyuncusundan kurtulmak istiyor ancak oyuncunun birçok farklı garanti ve garanti olmayan ücret kalemine sahip olan dev kontratından çekiniyorsa başvuracağı ilk yol o oyuncuyu, serbest bırakmak yerine başka bir takıma takaslamak olacaktır.

Bunun sebebi basittir, eğer X takımı oyuncuyu serbest bırakırsa kontratın ödenmemiş bütün garanti ücret kalemleri ilgili senenin salary cap’ine hücum edecektir. Ancak oyuncu takaslanırsa, toplu iş sözleşmesinin belirlediği kurala göre X takımı bütün garanti ücret kalemlerinden sadece imza bonusunun ivmelenmesini dert edecektir.

Birçokları için ilk bakışta akıl almaz gelen Brock Osweiler takası da tam anlamıyla bu prensip çerçevesinde yürüdü. 2016 off-season’ında Osweiler ile dört yıllığına, 37 milyon doları garanti olmak üzere 72 milyon dolara anlaşan Houston Texans, böylesine büyük bir meblağa tekabül eden garanti ücretleri kontratın yalnızca ilk iki senesindeki maliyet kalemlerine işleyince bir bakıma, bir yıl sonra yaşayacağı büyük cap probleminin de temellerini atmış oldu.

Nitekim, üç sezon Peyton Manning arkasında forma bekledikten sonra 2015’te efsane quarterback’in sakatlık yaşadığı dönemde yedi maça ilk 11’de başlayan ve savunmasıyla var olan Denver Broncos’a “sözde oyun kuruculuk” yapan Osweiler’ın adeta bir el bombası gibi Texans’ın elinde patlama ihtimali bir hayli yüksekti. Buna rağmen takım, Osweiler’a dev bir kontrat verdi bir de üstüne garanti ücretleri ilk iki yıla sıkıştırdı.

Geride bıraktığımız sezonda da Osweiler, NFL genelinde en kötü quarterback performanslarından birisine imza atarak formasını Tom Savage’a kaybetti derken sezonun tamamlanmasıyla birlikte Texans, yaptığı yatırımın ne kadar yanlış olduğunun da farkına vardı. Ancak Hosuton ekibini daha çok kaygılandıran unsur, Osweiler’ın 2017 sezonunda takımdan alacağı tamamı garanti 16 milyon dolarlık taban maaşı oldu.

Dolayısıyla Osweiler ile yollarını ayırmak isteyen ancak 16 milyon doların salary cap’ine hücum etmesini istemeyen Texans da oyuncuyu takas edebilmek için kapı kapı dolaştı ve en sonunda da Cleveland Browns’u buldu. Bu takas sonucunda Texans, 16 milyon dolarlık garanti taban maaşını da içeren kontratı Browns’a ihraç ederek sadece, 12 milyon dolarlık imza bonusunun kalan dokuz milyon dolarıyla 2017 salary cap’ini kotardı. Bu da Texans’ın yedi milyon dolarlık bir (16-9 = 7) cap boşluğu açmasını sağladı.

Tabi Texans, deli cesaretiyle yaptığı Osweiler takasının etkilerini hafifletmeye çalışırken biri ikinci (2018) biri de altıncı turdan (2017) olmak üzere iki önemli draft hakkını da Browns’a gönderdi ve yedi milyon dolarlık cap boşluğu açmak da bu iki draft hakkına patladı.

Takasın bana kalırsa daha karlı görünen takımı konumundaki Browns ise, sahip olduğu geniş cap boşluğu sayesinde Osweiler’ın 16 milyon dolarlık taban maaşını 2017 senesinde absorbe edip quarterback’i bir seneliğine deneyebilir. Baktı oyuncuda zerrece bir ilerleme yok, 2017 sonunda kendisini takımdan kesebilir ki Osweiler’ın bütün garanti ücreti 2016-17’yi kapsayan ilk iki seneye yayıldığı ve imza bonusunun ihalesi de Texans’a kaldığından şayet oyuncuyu gelecek sene serbest bırakırsa hiçbir cap mesuliyetine maruz kalmadan Osweiler’dan kurtulmuş olur.

Emeklilik – Barry Sanders Kuralı

İmza bonusunun, kadrosunda istediği zaman istediği değişikliğe gitme özgürlüğüne sahip olan NFL takımlarına karşı oyuncuları koruyan bir sigorta işlevi gördüğünü incelediğimiz bölümde, akıllara şu paradoksal soru gelmiş olabilir: “Madem imza bonusu her koşulda oyuncunun cebine giriyor, o zaman canı tatlı olan NFL oyuncuları, sözleşme imzaladıkları takım adına tek bir down dahi oynamadan milyonlarca dolarlık bu imza bonusunun sefasını bir ömür boyunca sürebilir.”

İşte tam da bu noktada takımların yaşayabileceği olası sıkıntılara, tüm zamanların en iyi running back’lerinden birisi olarak gösterilen Barry Sanders’ın bizzat kendi adıyla anılan “Barry Sanders Kuralı” derman oluyor.

Bu kurala değinmeden önce ilk olarak bir başka prensipten bahsetmekte fayda var. Şayet bir NFL oyuncusu takımıyla imzaladığı kontrat tamamlanmadan emekliye ayrılır da aradan belli bir zaman geçtikten sonra lige geri dönmek isterse bu oyuncu, serbest oyuncu (free agent) statüsüne sahip olamaz ve dolayısıyla istediği bir takımla anlaşamaz. Aksine oyuncunun tamamlanmamış kontratı, kendisi emekliye ayrıldığında adeta dondurulup dip frize atılır ve oyuncu lige geri döndüğünde de dip frizden çıkarılıp kaldığı yerden devam eder.

Eğer bu sözleşme yürürlükten kaldırılmak isteniyorsa oyuncu lige geri dönmeden, takımı tarafından serbest bırakılmalıdır. Durum bu olursa, oyuncu lige geri döndüğünde kendisine yeni bir takım arayabilir.

Bu iki duruma da en güzel örnek, 2008 ve 2009 yıllarında üst üste iki kez emekliye ayrılarak adeta kabak tadı veren Brett Favre’ın hikayesi. 2008’de Green Bay Packers ile olan kontratı devam ederken emekliye ayrıldığını açıklayan Favre, genel menajer Ted Thompson ilerleyen dönemde kendisini New York Jets’e takaslamasıydı. Thompson’ın Favre’ı Minnesota Vikings ve Chicago Bears gibi division rakiplerine yem etmemek için serbest bırakmaya yanaşmadığı hesaba katıldığında, lige geri dönmesi durumunda Green Bay Packers kadrosunda yer almaya devam edecekti. Favre’ın kısa emeklilik döneminde yaşanan çalkantılı süreç sonrası Packers’ın Aaron Rodgers’ı ilk 11’e yükselttiğini de düşünürsek 38 yaşındaki oyuncu kurucu, lige döndüğünde üç senedir arkasında bekleyen Rodgers’a yedeklik yapacaktı. Bu sebepten ötürü Packers, emeklilikten dönen oyuncusunu Jets’e gönderdi. Takvimler 2009’u gösterdiğinde ise New York Jets ile geçirdiği sezonun ardından bir kez daha emeklilik kararını açıklayan Favre, 2009 off-season’ında Jets tarafından serbest bırakılmış ve böylece emeklilikten ikinci dönüşünde Minnesota Vikings ile anlaşabilmişti.

Barry Sanders’ın Detroit Lions ile 90’ların sonunda yaşadığı münakaşa ise Favre’ınkine çok benzer olmakla birlikte tam anlamıyla zıt bir sonuç yaratmıştır. Nitekim, 2.053 yard koşup devleştiği 1997 sezonu sonrası takımdan altı yıl 36 milyon dolarlık bir sözleşme alan Sanders, sözleşmesinin ikinci yılı sonunda gerek Lions’ın bir türlü başarıya ulaşamaması gerekse de her sene 300’ün üzerinde top taşımanın futbol sonrası hayatına büyük zararlar vereceği düşüncesiyle Lions’tan ayrılmaya karar vermiş ve takımdan kendisini serbest bırakmasını talep etmişti. Lions bu talebe olumlu cevap vermeyince de Emmith Smith ve Walter Payton’ın arkasında tüm zamanların en çok koşu yard’ı alan üçüncü running back’i olan Barry Sanders da 1999 sezonu bahar kamplarında futbol kariyerini noktalama kararı almıştı.

Ünlü “Barry Sanders kuralı” ise emeklilik kararının üzerinden bir yıl geçtikten sonra Sanders ve Lions arasında yaşanan bir başka sürtüşme ile ortaya çıktı. Nitekim Lions, kontratının ortasında pılını pırtısını toplayıp takımdan ayrılan Sanders’tan 11 milyon dolarlık imza bonusunun 5.5 milyon dolarını geri ödemesini istedi. Sanders, bu ücreti ödemek istemeyince olay mahkemeye taşındı ve anlaşmazlığın çözülmesi için hakem (arbitrator) atandı. 2000 yılına gelindiğinde, 1999’da emekliye ayrılan Sanders altı yıllık kontratının bir yılını oynamadığı için 11 milyon doların eş bölüşümü olan 1.83 milyon doları ödemekle yükümlü tutuldu.

Hatta Sanders’ın menajeri David Ware, Lions’ın 5.5 milyon dolarlık geri ödeme talebine “Sanders’ı serbest bırakırsanız bu parayı iade ederiz” deyip aklınca kurnazlık yapsa da takım bu teklifi reddedince efsane running back, yıllar ilerledikçe toplamda 5.5 milyon doların üzerinde bir meblağı Lions’a geri ödemek zorunda kaldı.

Barry Sanders ve Lions’ın arasında yaşanan bu tatsız olay sonucunda toplu iş sözleşmesine, takımların benzer durumlarda arabuluculuğa (arbitration) başvurma hakkı eklendi. Sanders olayından önce bu, bir teamül değilken daha sonrasında “Barry Sanders Kuralı” olarak bilinen bir teamül olarak sözleşmeye girdi. Buna ek olarak, emekliye ayrılan oyuncunun kalan imza bonusu eş bölüşümü de takımların salary cap yükümlülüğü olmaktan çıkarıldı.

Son Eklemeler…

Ne salary cap’miş ama… Yaz yaz anca bitti… Bundan böyle bir daha kimsenin size iki ay boyunca, imza bonusu ivmelenmesinden tutun da 1 Haziran prensibine kadar pek çok absürd kavramı sıkıştırılmış bir şekilde vermeyeceğini hatırlatarak kendime büyük bir pay çıkarmayı da hak (!) görüyorum.

Bu yazı dizisine noktayı koymadan önce ise bir teşekkürü de borç biliyorum. Gecenin ikisinde dahi attığım mesajlara dönen ve salary cap hakkında yanlış bildiğim noktaları düzelten Hilmi Çeltikçioğlu’na minnettarım.

İlerleyen yazılarda görüşünceye dek hoşça kalın…

Yazı dizisinin diğer bölümleri:

Salary Cap: Kontrat Uzatımı ve Yeniden Yapılandırılması

Salary Cap: Nedir ve Ne İşe Yarar?

Salary Cap: Taban Maaşı ve Bonuslar

Salary Cap: Önemli ve Model Kontratlar

Paylaş:Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInShare on Tumblr