Uzun bir aranın ardından herkese selamlar. Bildiğiniz üzere altı sezondur S Sports’ta NFL maçlarının Türkçe anlatım ekibinde NFLTR.com ekibindeki yorumcularla sizlere eşlik ediyorum. Bu sene ikinci defa dünyanın en büyük spor organizasyonlarının başında gelen Super Bowl’u basın mensubu olarak yerinde takip etme etme fırsatı yaşadım. Bu yazımda da biraz Super Bowl LX anılarımdan bahsetmek istiyorum. Öncelikle Super Bowl LVI sonrası bu tribünden izlediğim ikinci Super Bowl olduğu için, bu kez biraz daha bilinçli ve tecrübeli olarak hazırlık yaptığımı belirtmek isterim.
10 sene sonra San Francisco’da bir Super Bowl düzenlendi. Öncelikle Bay Area’ya gidiş deneyiminden biraz bahsetmek istiyorum. Uçak biletlerinin uygun olduğu dönemleri takip ederek iyi bir fiyata bilet bulmak mümkün. Ben de bu şekilde, Avrupa ülkesine gidiş dönüş bilet alınan bir fiyata THY ile San Francisco’ya direkt uçuş bileti almayı başardım. Miles&Smiles programında Elite Plus statüde olduğum için de bileti business sınıfa upgrade etme şansım oldu. Eğer statü hakkım olmasaydı da mil satın alarak, mil ile upgrade etmeyi düşünebilirdim. Zira 14 saatlik uçuş, şimdiye kadar yaptığım en uzun uçuş olmasa da yine de oldukça iddialı bir süre olduğundan, biraz daha rahat bir koltuk konforu her zaman işinize yarar. B planı olarak ise, statü ya da mil ile upgrade hakkı kazanamama durumunda, biraz daha para ödeyerek acil çıkış koltuğu almayı planlamıştım. Ancak burada da dikkatli davranmak lazım. Uçuş planına göre önünde separatör duvar olmayan acil çıkışları tercih etmenizi öneririm. Zira bir Washington DC uçuşumda, yanımdaki hanımefendinin bebeği için önümüzdeki separatör duvara bebek yatağı monte etmişlerdi ve ekonomi koltuklarını arar duruma düşmüştüm.
Uçuş için bu kez şans yüzüme güldü ve A planını devreye sokmayı başardım. Tabii bu yazdıklarımın hepsi “some fakir problems”. Zira sosyal medyada SFO (San Francisco International Airport), PTK (Oakland County International Airport) ve Levi’s Stadium’a sadece 10 km mesafede olmasından dolayı özellikle SJC (San Jose International Airport) pistlerini dolduran özel jetlerle ilgili paylaşımlara denk gelmişsinizdir. Hatta bazı haber kanalları, 1000 adet özel jetin havaalanlarını doldurduğunu yazdı. Her neyse, uçuş konusunu bu şekilde çözdükten sonra sıra geldi en kritik meselelerden birine: konaklama.
Super Bowl ekonomisini sadece satılan dev ekran TV üniteleri, tavuk kanadı ve pizza sayısı ya da devre arası reklam maliyetlerinden değil, dönemsel fiyat değişikliklerinden de takip etmek mümkün. Zira normal dönemde geceliği 150-200 dolar olan bir otel odası, Super Bowl haftasında binlerce dolar değer kazanabiliyor. Hatta NFL sponsoru olan Uber, Lyft gibi ulaşım firmaları bile inanılmaz fiyatlarla hizmet vermeye başlayabiliyor. Ben de tam bu sebeplerden ötürü Airbnb üzerinden stada yaklaşık 45 dakika yürüyüş mesafesinde olan bir yer buldum. Konfor ve hizmetler bakımından yol kenarı motellerini andıran bir yer olsa da fiyat performans olarak inanılmaz iş gördü diyebilirim. İlk başta stada 45 dakika yürüme mesafesi kulağa çok gibi gelse de zaten maç günü stada etrafındaki yolların kapatıldığını ve civarda oluşan trafik sıkışıklığını düşündüğünüzde optimum bir mesafe olarak da değerlendirilebilir.
Konaklama ile ilgili ikinci kriterim de yakınında alışveriş merkezleri olmasıydı. Zira hem yeme içme hem de alışveriş bakımından seyahat etmek çok masraflı olabiliyor. Neticede hiç kimse $30-40’lık bir yemek için $50-60 ulaşım ücreti ödemek istemez. Neyse ki şansıma Santa Clara’daki iki AVM’den biri olan Mercado Mall, bana araçla beş, altı dakika mesafedeydi. Hava çok güzel olduğundan etrafta uzun yürüyüşler yapma şansı da yakaladım. Candlestick Park gibi kuzey bölümlere gitme şansım olmasa da Bay Area içinde birçok yeri kısa da olsa ziyaret etme fırsatım oldu. Daha önce gitmiş olduğum için turistik geziler yapma ihtiyacı hissetmedim ama ilk kez gidecek olsaydım Golden Gate Köprüsü, Alcatraz Adası turu ve çocukluğumuzun meşhur polisiye dizisi “San Francisco Sokakları”nda bol bol gördüğümüz o meşhur tramvayla seyahat ederek Pier 39’da deniz aslanları eşliğinde muhteşem bir yürüyüş ve yeme içme deneyimi yaşamak isterdim. Özellikle hava güzel ise tekne ile Alcatraz Adası’na gidip, hakkında “Papillon” dahil birçok film çekilen o meşhur hapishanede rehberli bir tur yapmak ve çıkışta da hediyelik eşya dükkanından bir şeyler almadan dönmek istemezdim. Ancak bu kez sadece iki gece konaklamalı bir seyahat planladığım ve maç gününü tamamen tailgating, stadyum etrafı ve stadyum içi deneyimlere ayırdığım için kalan yarım günde böyle bir program fazlasıyla sıkışık olacaktı. Kaldı ki daha önce bu gezileri de yapmış olduğumdan, o kalan yarım günü alışverişe ayırmak daha cazip geldi.
Planlama aşaması bittikten sonra sıra geldi son dakika krizleri ile ilgilenmeye. Şöyle ki bu maç için zaten olağanüstü önlemler bekleniyordu. Ancak eskiden tam gün olan akreditasyon teslimlerinin yarım güne indirilmesi uyarısı, bende soğuk bir duş etkisi yarattı. Zira ICE ve FBI uygulamaları sebebiyle özellikle bu sene ve özellikle Hispanik bir lokasyon olması nedeniyle güvenlik tedbirlerinde en çok facial recognition üzerinde durulduğu bilgisi verilmişti. Yani yüz okuma adımını başarılı bir şekilde tamamlamadan basın tribünü için akreditasyon kartını almam mümkün olmayacaktı. Bu da şöyle bir sorun yaratıyordu. Benim SFO Uluslararası Havalimanı’na planlanan inişim yerel saat ile 11.05 olduğu için, pasaporttan geçip Uber ya da Lyft ile 48 km mesafedeki Santa Clara Convention Center’a ulaşmak için sadece 55 dakikam kalıyordu. Neyse ki öncesinde bir mail trafiği ile NFL Uluslararası Prodüksiyonlar Menajeri K. Wong ile esneklik tanınması konusunda mutabakata varabildik. Kaldı ki uçağımız da planlanan saatten 30 dakika erken indi ve gümrük polisinin sadece iki soru neticesinde “Hoş geldiniz” demesiyle birlikte uçaktan çıkıp kendimi Uber’e atmam 10 dakikadan az sürdü. Şansıma trafiğin de uygun olması ile zamanında ulaşım sağlayarak akreditasyon kartımı aldım ve bu kriz de böyle aşılmış oldu. Bir önceki Super Bowl seyahatimde gümrük polisinin ben dahil herkesi yarım saat sorgulamış olması, hatta önümdeki beyefendiyi özel görüşme odasına yönlendirmesi düşüncesiyle yaşadığım geç kalma korkusu da böylelikle hafızalardan silinmiş oldu.
SCCC (Santa Clara Convention Center), Levi’s Stadium’un hemen yanında yer aldığından stadyum etrafında biraz vakit geçirmeye karar verdim. Güvenlik tedbirleri sebebiyle her yer kapatılmış olsa da akreditasyon kartımı göstererek maç günü nerelere gideceğimi, hangi kapıdan giriş yapacağımı görmüş oldum. Kalacağım yere gitmeden önce tabii ki Starbucks ve tabii ki matcha latte molası vermek zorunluydu çünkü California’ya gidip matcha latte içmeyeni çok kötü dövüyorlar.😅
Siparişleri toplamak için Mercado Mall içindeki TJ Maxx ve Walmart’ı arşınlamış olsam da sevgili Görkem Şahinoğlu’nun istediği oyun kartları ile sevgili Arma Kaynar’ın istediği merchandise ürünlerini bulamadım. Onlar için internette bulduğum başka bir lokasyona gitmem gerekti ve iyi ki gitmişim. Fan Zone gibi renkli bir ortam vardı. Birkaç saat çok keyifli bir grupla çok keyifli bir vakit geçirme fırsatı yakaladım. Sonrasında kaldığım lokasyona geçip biraz preview, bolca da eski maç yayını izledim.
Maç günü erken kalkıp hazırlandım. Uber ile kısa bir yolculuk yapıp stada yakın bir noktada kahvaltımı yaptım. Sonrasında 49ers, Patriots ve Seahawks formalı kalabalık bir kortej eşliğinde 20-25 dakikalık bir yürüyüşle tailgate noktasına ulaştım. Tailgate atmosferini biraz yaşadıktan sonra stada girmek üzere Yellow Zone medya kapısına doğru yola koyuldum. Yaklaşık 15 dakikalık bir yürüyüşten sonra iki farklı akreditasyon ve üst arama noktasından geçerek sekizinci kattaki Media Box Catering alanına ulaştım. Super Bowl 56’da güzel bir sürpriz olarak karşıma çıkan basın tribünü acil büfe catering hizmeti hayat kurtarıcı bir uygulama oluyor. Zira stadyum büfelerinin önünde devasa kuyruklar oluyor. Yemeğimi yiyip koltuğuma yerleştikten sonra da dev ekranda maç röportajları, Super Bowl ve iki takım ile ilgili bilgilendirmeler, reklamlar ve müzik yayınları eşliğinde pregame konserine kadar vaktin su gibi aktığını söyleyebilirim…
İki takımın önce bireysel, sonra pozisyonel ve ardından takım ısınmalarını izlerken maça sayılı dakikalar kalmıştı. Hatta ısınmak için sahaya ilk New England Patriots long snapper’ı ve punter’ı geldiği için Mike Vrabel maç senaryosunu golsüz beraberlik ve penaltılar üzerine kurmuş diye düşünüp birkaç arkadaşımla bu konuda şakalaşmıştım ki gerçekten Patriots’ta maaşını en çok hak eden isim punter Bryce Baringer oldu desek yeridir.
Maçı zaten herkes izlemiştir. O sebeple maçla ilgili detaylı olarak çok fazla yazmayacağım. Yine de sahadaki performansla ilgili birkaç konuya değinmek istiyorum. Daha önceden de sıkça söylediğim gibi Patriots henüz bu sahnenin takımı değil. Kolay fikstür gibi tartışmalara girmeden söylüyorum. Top 10 seviye bir takım savunması ve salt elit QB performansı ile Super bowl kazanılsaydı, Lamar Jackson ve Josh Allen en az birkaç kez bu sahneye çıkmış olurdu. Skilled position ve edge rusher yatırımı şart. Neyse ki Patriots’un cap space avantajı ve çaylak QB’den yüksek performans gibi artıları var. Her zaman playoff’ların en kolay lokması Chargers, “King of Interceptions” C.J. Stroud ve Jarrett Stidham gelmez insanın karşısına.
Vrabel ve Patriots savunması elinden gelen gayreti gösterse de gerek DB Christian Gonzalez’in kestiği pas gerekse iki pozisyonda Darnold’un overthrow’larına rağmen ilk yarıda skor çok açılmadı ve üç alan golü ile 9-0 Seahawks üstünlüğüne tanık olduk. İlk yarıda Patriots’un en iyi yaptığı şey oyunu Seahawks end zone’una yaslamak oldu. Seahawks neredeyse her drive’a kendi 10 yard civarından başlamak zorunda kaldı. Maçın ikinci yarısında ise hem SB alan golü rekoru, hem A.J. Barner’ın touchdown pası tutuşu, hem Nwosu’nun pick-six’i derken Mack Hollins’in touchdown’una rağmen skor Seahawks lehine iyice açıldı ve 29-7 oldu. Kalan bölümde normal sezon olsa garbage time diyeceğimiz bölümde Stevenson’un touchdown’u skoru belirledi ve maç 29-13 Seahawks galibiyeti ile sonuçlandı.
Mack Hollins’in touchdown’u öncesi sahaya yine bir TikToker atladı ve kişisel şovunu yapıp firmasının reklamını gerçekleştirdi. Açıkçası bu tür durumlarda çok ağır para cezaları uygulanması gerektiğini düşünüyorum. Binlerce insanın günler, haftalar süren emeği ile hazırlanan bir platformu kişisel şovuna çevirmek isteyen biri, bunun sonucuna da katlanmalı. Zaten bu olay ve sonrasındaki duraklama bölümü oyunun soğumasına ve konsantrasyonun kopmasına neden oldu. Hollins bu krizi fırsata çevirmeyi başardı. İşin can sıkıcı tarafı ise havaalanı dahil her yerde check-in yapılırken ve akreditasyon sırasında uygulanan yüz tanıma sisteminin, iki yıl önceki Super Bowl’da da sahaya atlamış ve ömür boyu men cezası almış olan bu ismi tanıyamamış olmasıydı.
Gelelim devre arası şovuna. Maçtan önce inanılmaz abartılı ve olaylı bir şov bölünmesi yaşandı. Sanki Super Bowl halftime’da ilk çıkacak Latin şarkıcı Bad Bunny imiş gibi, Shakira ve Jennifer Lopez sahnesini daha birkaç yıl önce yaşamamışız gibi, o sahnede Bad Bunny de yer almamış gibi, dev bir milliyetçilik propagandasına şahit olduk. Kültürel olarak baktığımızda San Francisco zaten Latin nüfusun yoğun olduğu bir şehir. Dolayısıyla burada gerçekleştirilen bir karşılaşmada Latin kökenli bir şarkıcının olması çok şaşırtıcı olmamalıydı. Bununla birlikte ben şov öncesi Bad Bunny’i tanımayan ve dinlemeyen biri olarak muhtemelen en objektif bakan gözlerden biriydim. Açıkçası müzikal anlamda sadece Lady Gaga’nın “Die With a Smile” şarkısından keyif almış olsam da enerjisi yüksek, oldukça canlandırıcı ve coşturucu bir şov sergilendiğini gördüm ve yaşadım.
Bir önceki Super Bowl deneyimimde tarihin en iyi halftime şovu denilen Dr. Dre, Snoop Dogg, Eminem, 50 Cent, Mary J. Blige ve Kendrick Lamar performansına denk gelmiş biri olarak bu şovun da ona yakın bir şölen sunduğunu söyleyebilirim. Ayrıca son zamanları domine eden rap furyasına biraz ara verilmiş olması da bence çok iyi oldu. Latin müziği bana çok hitap etmese de dans gösterileri, sahne tasarımları, koreografiler ve düetler oldukça başarılıydı. Sanıyorum herkes bu sahnede kendi sevdiği sanatçıyı görmek istiyor ve başka bir isim olunca da duygusal tepkiler verebiliyor. Yakın tarihte The Weeknd ve Usher facialarını da görmüş biri olarak vasatın üzerinde bir performans izlediğimizi düşünüyorum. Sahne performansı konusunda yaşanan bu polemik de etkili olmuş olacak ki, tüm zamanların en çok izlenen halftime şovu olarak zirvedeki yerini almış oldu.
Önümüzdeki hafta San Francisco’daki Super Bowl deneyimim sırasında çektiğim videoları NFLTR’nin Youtube kanalında yayınlamayı planlıyoruz. Haftaya da NFLTR Podcast’te bir Super Bowl değerlendirmesi yapacağım. Herkese sevgi ve saygılarımla, football dolu günler diliyorum…
