Yıllar boyunca AFC West denildiğinde akla tek bir gerçek geliyordu: Patrick Mahomes ve Kansas City Chiefs. Rakipler değişiyor, koçlar geliyor gidiyor, kadrolar yeniden kuruluyordu ama sezon sonunda zirvede çoğu zaman aynı takım yer alıyordu. Ancak geçen sezon bu düzen ilk kez ciddi şekilde sarsıldı. Denver Broncos yıllar sonra grubun ipini göğüslerken, Chiefs ise Mahomes döneminde ilk kez playoff dışında kaldı. Şimdi ise hikaye çok daha farklı bir noktada. Mahomes kariyerinin en ağır sakatlıklarından birinin ardından yeniden sahaya çıkmaya hazırlanırken, Raiders ise Fernando Mendoza ve Klint Kubiak ile yepyeni bir dönemin kapısını aralıyor. Bir yanda zirvesini korumak isteyen Broncos, diğer yanda yeniden ayağa kalkmaya çalışan Chiefs, beklenen patlamayı yapmak isteyen Chargers ve sıfırdan kimlik inşa eden Raiders… Uzun yıllar sonra ilk kez AFC West’e girerken cevabını gerçekten bilmediğimiz bir soru var: Bu sezon NFL’in en sert rekabetlerinden biri yeniden mi doğacak, yoksa Mahomes bir kez daha Batı’nın hala kendisine ait olduğunu mu gösterecek?

Denver Broncos

Geçtiğimiz sezon itibarıyla dokuz yıllık Chiefs hanedanlığına son veren Denver, bu sezona da hem grubun hem de AFC’nin en büyük favorilerinden biri olarak başlıyor. 2023’te takımın başına Sean Payton’ı getiren, 2024’te ise ilk turdan QB Bo Nix’i seçerek etrafını doğru parçalarla dolduran Broncos, bu yapılanmanın meyvelerini son iki sezonda toplamaya başladı. 2025 sezonunu AFC lideri olarak tamamlayan ve AFC Finali’ne kadar yükselen Denver, Super Bowl’un da kapısından döndü. Buffalo ile oynanan Divisional Round maçının uzatmalarında ayağı kırılan Bo Nix sezonu kapatınca Denver’ın Super Bowl hayalleri de büyük darbe aldı. Karlı bir AFC Şampiyonluk maçında Patriots’ın karşısına yedek quarterback Jarrett Stidham ile çıkmak zorunda kalan Broncos, savunmasının etkileyici performansı sayesinde mücadeleyi son ana kadar ortak götürdü. Ancak hücumun ilk çeyrek dışında skor üretememesi nedeniyle sahadan 10-7 mağlup ayrıldılar ve Super Bowl bileti Patriots’ın oldu.

Denver, yeni sezona bu hayal kırıklığını telafi etmek ve sonunda hayalini kurduğu Lombardi Kupası’nı kaldırmak hedefiyle giriyor. Kadrosunda önemli bir hamle dışında büyük değişikliklere gitmeyen Broncos, geçen sezonun tüm kilit oyuncularını da korumayı başardı.

Takımın en büyük gücü ise yine savunması olacak. Savunma koordinatörü Vance Joseph’in oluşturduğu agresif ve baskı temelli sistem, ligin en boğucu savunmalarından biri olmayı sürdürüyor. Zach Allen, Jonathon Cooper, Alex Singleton, Nik Bonitto ve Pat Surtain önderliğindeki bu savunma, rakip quarterback’in seviyesinden bağımsız olarak her hücumu zor durumda bırakabiliyor. Böyle bir savunma temeliniz olduğunda takımınız her zaman belli bir seviyenin üzerinde kalıyor. Hatta yıldız quarterback’iniz olmadan bile AFC Finali’nde rakibinizle son ana kadar başa baş mücadele edebiliyorsunuz.

Hücum tarafında ise en önemli konu Bo Nix’in sağlığı. Gelen haberlere göre herhangi bir sorun bulunmuyor ve sezona yüzde yüz hazır başlaması bekleniyor. Nix’in dönüşü kadar önemli olan bir diğer gelişme ise Denver’ın offseason’daki en büyük hamlesi oldu. Ligin en iyi hücum hatlarından birine sahip olan Broncos, Miami Dolphins’in yıldız wide receiver’ı Jaylen Waddle’ı takasla kadrosuna kattı. Zaten Courtland Sutton ve Troy Franklin gibi kaliteli iki isme sahip olan Denver için bu hamle net bir şekilde “Biz şampiyonluk istiyoruz.” mesajı veriyor.

Denver, Jaylen Waddle ve 111. sıra karşılığında Miami Dolphins’e 30., 94. ve 130. sıra seçimlerini verdi. İlk bakışta Denver’ın ciddi bir bedel ödediği düşünülebilir ancak bir üst seviyeye çıkmak isteyen bir takım için bu tarz riskler almak gerekiyor. Üstelik Waddle’ın oyun tarzı mevcut receiver grubuyla da oldukça iyi örtüşüyor.

Courtland Sutton’ın fiziksel üstünlüğü sayesinde yakalaması daha düşük topları yakalama beceresi ve red zone’da büyük tehdit oluşturması. Jaylen Waddle ise topu yakaladıktan sonra kat ettiği mesafe (YAC) ve özellikle kısa ile orta mesafeli crossing rotalarındaki etkinliğiyle savunmaları zorlayan elit bir silah. Troy Franklin ise derin pas tehdidi olmasının yanı sıra Bo Nix ile Oregon günlerinden gelen önemli bir uyuma sahip. Kâğıt üzerinde bu üçlü birbirini neredeyse kusursuz şekilde tamamlıyor. İşin içine Sean Payton gibi ligin en yaratıcı hücum zihinlerinden biri de girince Denver’ın hücumunun geçen sezona kıyasla çok daha tehlikeli bir seviyeye çıkması sürpriz olmayacaktır.

Dikkat çeken draft seçimleri

Tyler Onyedim (DT, Texas A&M) Üçüncü tur, 66. Sıra

Jonat Coleman (RB, Washington) Dördüncü tur, 108. Sıra

Kage Casey (OT, Boise State) Dördüncü tur, 111. Sıra

Sleeper pick (radar altı)

Justin Joly (TE, NC State) Beşinci tur, 152. Sıra

Sonuç olarak karşımızda geçtiğimiz sezon AFC’yi domine eden, büyük ihtimalle Bo Nix’in sakatlığı yaşanmasa Super Bowl’a uzanabilecek ve offseason’da yaptığı Jaylen Waddle hamlesiyle daha da güçlenen bir takım bulunuyor. Sağlıklı kaldıkları sürece sahip oldukları elit savunma, Sean Payton liderliğindeki hücum sistemi ve Bo Nix’in gelişimiyle birlikte Denver’ı bu sezon Super Bowl’un en güçlü adaylarından biri olarak görüyorum. Zaten kâğıt üzerinde AFC’nin en kaliteli kadrolarından birine sahipler. Bundan sonrasını ise sahip oldukları potansiyeli sahaya ne kadar yansıtabilecekleri ve sezon boyunca ne kadar sağlıklı kalabilecekleri belirleyecek.

Tahmin: 12 galibiyet, beş mağlubiyet, grup birinciliği

Los Angeles Chargers

Sıradaki takımımız ise yıllardır belli bir seviyeye sıkışmış, beklenen büyük çıkışı bir türlü yapamasa da sürekli playoff yarışının içinde kalmayı başaran Los Angeles Chargers. “Belli bir seviyeye sıkışmış” dememin sebebi aslında oldukça basit. Justin Herbert dönemindeki Chargers, son beş sezonun üçünde playoff yaptı ancak bu üç sezonun tamamında ilk turda elendi. Evet, rekabetçi bir takım oldular. Evet, düzenli olarak playoff yaptılar. Fakat o kritik eşiği aşmayı ve gerçek bir şampiyonluk adayı olmayı hiçbir zaman başaramadılar. Bunun elbette birçok nedeni var. Kimi zaman kadro yapılanması, kimi zaman en kritik anlarda yaşanan sakatlıklar, kimi zaman ise Justin Herbert’ın performansı bu tablonun oluşmasında etkili oldu. Chargers yönetimi de bu sorunları çözebilmek adına yıllar boyunca birçok farklı hamle yaptı. Brandon Staley’in yerine Jim Harbaugh getirildi. OL’ı güçlendirmek amacıyla 2021 Draftı’nda Rashawn Slater, 2024 Draftı’nda ise Joe Alt seçildi. Savunmanın seviyesini yükseltmek için Derwin James ve Khalil Mack gibi yıldız isimlere büyük kontratlar verildi. Ancak tüm bu yatırımlar, Chargers’ın beklenen o seviyeye ulaşmasına yetmedi.

Bu sezon da büyük ölçüde aynı çekirdekle yollarına devam ediyorlar. Genel olarak başarılı bir draft geçirmiş olsalar da offseason’da kadroya ses getirecek bir yıldız eklemediler. Buna rağmen koç ekibine yaptıkları tek hamle, birçok transferden daha büyük etki yaratabilir. Bu isim hiç şüphesiz Mike McDaniel.

Miami Dolphins’te geçirdiği dört sezonluk head coach deneyiminin ardından yeniden hücum koordinatörlüğüne dönen McDaniel, offseason boyunca ligin birçok takımının radarındaydı. Ancak günün sonunda tercihini Chargers ve Justin Herbert’tan yana kullandı. Aslında McDaniel’ın kariyer yolculuğu, Titans bölümünde bahsettiğim Brian Daboll’a oldukça benziyor. İkisi de hücum tarafında ligin en yaratıcı beyinlerinden biri. İkisi de çalıştıkları quarterback’lerin gelişimine doğrudan katkı sağlayabilen isimler. Ancak en azından şu ana kadar head coach koltuğu ikisi için de beklenenden daha zorlayıcı oldu. Bu kesinlikle kötü bir şey değil. NFL tarihinde bunun birçok örneğini gördük. Bazı koçlar ne kadar büyük hücum ya da savunma dehaları olursa olsun, başantrenörlükteki yönetim ve baskı kısmında aynı başarıyı gösteremeyebiliyor. Buna karşın yalnızca uzmanlık alanlarına odaklandıklarında yeniden ligin en iyileri arasına girebiliyorlar.

Peki Mike McDaniel, Chargers’a tam olarak ne katabilir? Bence yapacağı ilk değişiklik Justin Herbert’ın oyun stilinde olacak. Herbert lige adım attığı 2020 sezonundan bu yana NFL’de en fazla sack alan quarterback konumunda. Bu durum hem kendi kariyeri hem de Chargers’ın geleceği adına sürdürülebilir değil. Bu nedenle McDaniel’ın, Herbert’a topu çok daha hızlı elinden çıkardığı; kısa ve orta mesafeli pas oyunlarının ağırlıkta olduğu bir hücum sistemi kurmasını bekliyorum. Böylece hem quarterback üzerindeki baskı azalacak hem de hücum daha istikrarlı hale gelecektir. McDaniel’ın getirebileceği bir diğer önemli özellik ise Miami’de sıkça izlediğimiz atletizm ve hız odaklı hücum anlayışı. Tyreek Hill ve Jaylen Waddle gibi elit sürate sahip oyuncular sayesinde Miami’de son derece patlayıcı bir sistem kurmuştu. Chargers kadrosu aynı seviyede atletik silahlara sahip olmasa da bu anlayışın izlerini Los Angeles’ta da görebiliriz. Özellikle çaylak Brenen Thompson ve Ladd McConkey, McDaniel’ın sisteminde ciddi gelişim gösterebilecek oyuncular profiline sahipler. Elbette Tyreek Hill ya da Jaylen Waddle seviyesinde değiller. Zaten o kalibrede oyuncular ligde bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az. Ancak sahip oldukları hız ve oyun özellikleri sayesinde McDaniel’ın elinde çok daha verimli hale gelebilirler. Ancak hepinizin de bildiği gibi NFL’de tek başına hücum koordinatörü değişikliği, kadronun yapısal eksiklerini kapatmaya yetmez. Özellikle receiver derinliği, OL’nın soru işaretleri ve savunmadaki istikrarsızlık nedeniyle Chargers’ın tavanını hâlâ sınırlı görüyorum.

Offseason’da McDaniel dışında kadro ya da teknik ekip tarafında dikkat çeken başka büyük bir hamle yapmadıkları için doğrudan draft seçimlerine geçebiliriz. Üstelik free agency’de akılda kalıcı bir hamle yapmasalar da bu yıl drafttan oldukça başarılı bir oyuncu grubu çıkardıklarını söylemek mümkün.

Dikkat çeken draft seçimleri

Akheem Mesidor (EDGE, Miami), Birinci tur, 22. Sıra

Jake Slaughter (G, Florida) İkinci tur, 63. Sıra

Brenen Thompson (WR, Mississippi State) Dördüncü tur, 105. Sıra

Travis Burke (T, Memphis) Dördüncü tur, 117. Sıra

Sleeper pick (radar altı)

Genesis Smith (S, ARIZONA) Dördüncü tur, 131. Sıra

Chargers bir süredir aynı kadroyla devam etmesine yine yüksek beklentilerle yeni bir sezona giriyor. Bu bitmek bilmeyen beklentilerin sebebi ne gerçekten bilmiyorum. Evet Justin Herbert harika bir QB, özellikle doğru koç ve doğru kadroyla etrafı çevrildiğinde Chargers’ı playofflarda rekabetçi bir takım hâline getirebilir ama görüyoruz ki onun da belli bir sınırı var ve yanındaki OL, WR grubu yeterli değilse bir Patrick Mahomes, Josh Allen gibi sihir yapıp takımına maçı kazandıramıyor. O yüzden ben onların son 4-5 sezonda olduğu playoff için savaşacaklarını ama ilerisinin çok çok çok büyük sürpriz olacağını ve her ne kadar iyi bir draft sınıfına sahip olsalar da, Mike McDaniel gibi birini hücum koordinatörü olarak takıma katsalar da bu kadronun uzun yıllardır çözülemeyen kronik problemlerini olduğunu düşünüyorum.

Tahmin: Sekiz galibiyet, dokuz mağlubiyet, grup üçüncülüğü

Kansas City Chiefs

Geldik son yılların açık ara en başarılı takımı olan Kansas City Chiefs’e…

Chiefs, 2018-2026 yılları arasında tam dokuz kez AFC West şampiyonu oldu, 2018-2024 arasında üst üste yedi AFC Finali oynadı, beş kez Super Bowl’a yükseldi (2020, 2021, 2023, 2024 ve 2025) ve bunların üçünü şampiyonlukla tamamladı (2020, 2023 ve 2024). Andy Reid ve Patrick Mahomes liderliğinde NFL tarihinin en özel hanedanlıklarından birini kuran Chiefs için geçen sezon ise uzun yıllar sonra ilk büyük kırılma yaşandı. 2018’den bu yana ilk kez playoff’un dışında kalan Kansas City’nin bu sezonki en büyük hedefi, yaşadığı geçici sarsıntıyı geride bırakarak AFC West’teki mutlak hakimiyetini yeniden kurmak olacak.

Ancak bunu başarmak hiç de kolay görünmüyor. Çünkü artık karşılarında her zamankinden daha güçlü rakipler var. Fakat Chiefs’in asıl belirleyici sorusu rakiplerinden çok kendi yıldız quarterback’i olacak:

Patrick Mahomes nasıl dönecek?

Hepinizin bildiği gibi Mahomes, geçtiğimiz sezonun 15. Haftasında Chargers karşısında hem ön çapraz bağını (ACL) hem de yan çapraz bağını (LCL) kopardı ve kariyerinin açık ara en ciddi sakatlığını yaşadı. Şu ana kadar sağlık durumuyla ilgili olumsuz herhangi bir haber çıkmadı. Hatta tam aksine, gelen tüm bilgiler beklenenden çok daha hızlı iyileştiği ve hazırlık kampında oldukça iyi göründüğü yönünde. Buna rağmen temkinli olmakta fayda var. Sonuçta Mahomes, bir sporcunun yaşayabileceği en ağır diz sakatlıklarından birinden dönüyor ve artık 31 yaşında. Kâğıt üzerinde her şey olumlu görünse de gerçek tabloyu ancak normal sezon başladığında görebileceğiz.

Offseason’a baktığımızda ise Chiefs’in alışık olduğumuz kadar hareketli bir dönem geçirmediğini söyleyebiliriz. Kadroya çok sayıda yıldız eklemek yerine Trent McDuffie ve Jaylen Watson gibi değerli isimleri güçlü draft paketleri karşılığında takas ederek geleceğe yatırım yapmayı tercih ettiler. Amaçları bu boşlukları drafttan doldurmaktı ve açıkçası bunu oldukça başarılı şekilde başardılar. Hatta birçok otorite gibi ben de Chiefs’in ligin en başarılı draft sınıflarından birine sahip olduğunu düşünüyorum. Draft seçimlerine geçmeden önce offseason’daki en önemli hamlelere yakından bakalım.

Kenneth Walker III (RB): Chiefs’in, Kareem Hunt’ı 2018 yılında saha dışındaki olaylar nedeniyle serbest bırakmasının ardından gerçek anlamda elit bir koşucu aradığı uzun zamandır biliniyor. Bu nedenle Kenneth Walker hamlesi, yapabilecekleri en doğru transferlerden biri oldu. Geçtiğimiz sezon Super Bowl MVP’si seçilen Walker, aynı zamanda NFL’in en fazla büyük oyun üreten running back’lerinden biriydi. Chiefs ise son yıllarda özellikle koşu oyunlarından patlayıcı hücumlar üretmekte zorlanan bir takımdı. Walker’ın gelişi bu sorunu önemli ölçüde çözebilir.

Bunun yanında play-action oyununa sağlayacağı katkı da oldukça değerli olacaktır. Walker’ın koşu tehdidi sayesinde savunmaların, özellikle linebacker’ların, çizgiye daha fazla yaklaşması; orta alanda Mahomes’un değerlendirebileceği geniş boşluklar yaratabilir. Bu da Chiefs’in pas hücumunu çok daha verimli hâle getirebilir. Bir diğer önemli nokta ise Walker’ın henüz 25 yaşında olması. Kariyerinin tam prime dönemine giren bir oyuncunun transfer edilmesi, Chiefs’in running back problemini uzun yıllar boyunca çözebilecek bir hamle gibi görünüyor.

Justin Fields (QB): 2021 NFL Draftı’nın 11. sıra seçimi olan Justin Fields, lige girerken büyük beklentiler oluşturan isimlerden biriydi. Özellikle Ohio State kariyerinde sergilediği performans, birçok genel menajer ve taraftarı kendisine hayran bırakmıştı. Ancak sahip olduğu fiziksel yetenekleri NFL seviyesinde istikrarlı şekilde sahaya yansıtmayı hiçbir zaman başaramadı ve bugün geldiği noktada kariyerine yedek quarterback olarak devam ediyor ama böyle bir oyuncu için Chiefs belki de gidilebilecek en doğru adres.

Andy Reid gibi hücum konusunda tarihin en başarılı koçlarından biriyle ve Patrick Mahomes gibi modern NFL’in en özel quarterback’iyle aynı ortamda çalışmak bile bir oyuncunun oyuna bakış açısını değiştirebilir. Eksik yönlerini geliştirmesi ve kariyerini yeniden ayağa kaldırması adına bundan daha iyi bir fırsat bulması kolay değil.

Chiefs açısından bakıldığında da bu hamle oldukça mantıklı. Mahomes çok ağır bir diz sakatlığından dönüyor ve böyle bir durumda arkasında NFL’de daha önce başlangıç quarterback’i olarak görev yapmış güvenilir bir alternatif bulundurmak büyük önem taşıyor. Üstelik Fields, Mahomes’tan farklı olarak koşu tehdidini çok daha fazla kullanan, Lamar Jackson tarzına daha yakın özelliklere sahip bir quarterback. Bu da Andy Reid’e belirli oyun paketlerinde farklı hücum senaryoları oluşturma ve rakip savunmaları şaşırtma konusunda ekstra esneklik sağlayabilir.

Dikkat çeken draft seçimleri

Mansoor Delane (CB, LSU) Birinci tur, 6. Sıra

Peter Woods (DT, Clemason) Birinci tur, 29. Sıra

R Mason Thomas (EDGE, Oklahome) İkinci tur, 40. Sıra

Jadon Canady (CB, Oregon) Dördüncü tur, 109. Sıra

Sleeper pick (radar altı)

Emmett Johnson (RB, Nebraska) Beşinci tur, 161. Sıra

Kansas City Chiefs, modern NFL tarihinin gördüğü en kusursuz hanedanlıklardan birini inşa ettikten sonra, belki de kaçınılmaz olan o “insani” duraksama dönemini geçtiğimiz sezon nihayet yaşadı. Ancak bu organizasyonun büyüklüğü, düştüğü yerden nasıl kalkacağını planlama becerisinde saklı. Patrick Mahomes’ın kariyerinin en büyük fiziksel sınavından nasıl bir zihinsel ve bedensel reaksiyonla döneceği, bu sezonun sadece Chiefs adına değil, tüm lig adına en büyük hikaye örgüsü olmaya aday. Eğer Mahomes sahaya o eski büyüleyici ve oyun kurucu kimliğiyle adım atabilirse; Kenneth Walker III transferiyle nihayet elit bir boyut kazanan koşu oyunu ve draft’ta akıllıca yapılan savunma takviyeleri, Kansas City’yi yeniden korkutucu bir takıma dönüştürecektir. Andy Reid’in saha kenarındaki dehası ve takımın kaybetmeyi kabul etmeyen genetiği bir araya geldiğinde ben onların tekrardan ayağa kalkacaklarını ve bu sezon bize bir hanedanlığın görkemli geri dönüş hikayesini izletecekleri düşünüyorum. Ama şurası kesin ki; Arrowhead Stadyumu’nda bizi her zamankinden daha dramatik, daha sert ve bir o kadar da heyecan verici bir intikam sezonu bekliyor.

Tahmin: 10 galibiyet, yedi mağlubiyet, grup ikinciliği

Las Vegas Raiders

Al Davis ve John Madden önderliğinde bir zamanlar NFL’in en başarılı ve en saygın organizasyonlarından biri olan Raiders, bugün ise ligin alt sıralarına demir atmış bir görüntü çiziyor. Ancak bu off-season’da yaptıkları köklü değişiklikler, gümüş-siyahlı ekibin rotasını yeniden yukarı çevirebileceğine dair önemli sinyaller veriyor.

Aslında Raiders’ın yıllar önce yapması gereken de tam olarak buydu. Davante Adams, Geno Smith, Jimmy Garoppolo gibi transferler ya da Pete Carroll tercihi gibi günü kurtarmaya yönelik hamleler yerine, organizasyonu baştan aşağı yeniden inşa etmeleri gerekiyordu. Son iki yılda ise sonunda bu anlayışı benimsediklerini görüyoruz. Geçtiğimiz sezon Ashton Jeanty ve Brock Bowers gibi temel parçaları kadroya ekleyen Raiders, bu yıl da birinci sıradan quarterback Fernando Mendoza’yı seçti. Bunun yanı sıra Klint Kubiak’ı başantrenörlük görevine getirdiler ve free agency döneminde de kadroyu tamamlayacak önemli takviyeler yaptılar. Kısacası Raiders, uzun yıllar sonra ilk kez doğru yolda ilerliyormuş hissi veriyor.

Bu yeniden yapılanmanın merkezinde ise hiç şüphesiz Fernando Mendoza bulunuyor.

Ancak Mendoza hakkında küçük de olsa bazı soru işaretlerim var. Eğer farklı bir draft sınıfında yer alsaydı yine birinci sıradan seçilir miydi? Bundan çok emin değilim. Elbette böyle bir kolej sezonunun ardından hangi draft sınıfında olursa olsun üst sıralardan seçilecekti, hatta yine ilk sıraya kadar çıkabilirdi. Fakat bu yılki kadar tartışmasız bir şekilde bir numara olması bana biraz zor geliyor. Bunun temel nedeni ise oyun profilindeki bazı eksikler. Mobil bir quarterback olmaması, cep çöktüğünde baskıdan kaçmasını zorlaştırıyor. Ayrıca kol gücünün elit seviyede olmaması nedeniyle derin paslarda sorun yaşayabileceğini düşünen birçok scout bulunuyor. Bu nedenle bugün için gözüm kapalı “Fernando Mendoza Raiders’ın franchise quarterback’i olacak.” demek bana doğru gelmiyor. Ancak Raiders’ın yaptığı en doğru iş, Mendoza’nın eksik yönlerini çok iyi analiz ederek etrafında onu koruyacak bir sistem kurmaya çalışması oldu. Adeta genç quarterback’in etrafına koruyucu bir fanus inşa ettiler.

Bu fanusun ilk ve belki de en önemli parçası ise Klint Kubiak. 2024 sezonunda Saints’in, 2025’te ise Super Bowl şampiyonu Seattle’ın hücum koordinatörlüğünü yapan Kubiak, çok kısa sürede NFL’in en modern ve yaratıcı hücum beyinlerinden biri olduğunu gösterdi. Fakat bir koçun ne kadar iyi olduğu kadar, elindeki kadroya ve özellikle quarterback’ine ne kadar uyum sağlayabildiği de büyük önem taşıyor. İşte Kubiak tercihini değerli yapan nokta da tam olarak bu. Kâğıt üzerinde kaliteli bir hücum koçu olmasının yanı sıra, sahip olduğu sistem Mendoza’nın güçlü ve zayıf yönleriyle de oldukça uyumlu görünüyor.

Kubiak’ın hücumları play-action kullanım oranında ligin zirvesinde yer almasa da, bu oyunlardan verim alma konusunda Seattle geçtiğimiz sezon lig lideriydi. Bu nedenle yeni sezonda Mendoza’yı sık sık bootleg ve rollout gibi tasarlanmış cep dışı oyunlarda görebiliriz. Burada önemli olan ayrıntı ise şu: Mendoza plansız şekilde cep çöktüğünde sorun yaşayan bir quarterback. Ancak Kubiak’ın sisteminde cep dışına çıkışlar tamamen hücum planının bir parçası. Böylece Mendoza’nın pas açıları genişleyecek, görüş alanı artacak ve normal şartlarda zayıf görülen bu özelliği, sistem sayesinde bir avantaja dönüşebilecek.

Kubiak’ın katkısı yalnızca bununla da sınırlı değil. Geçtiğimiz sezon Seattle, 12 personel (1 RB, 2 TE, 2 WR) dizilişini NFL’in en verimli kullanan takımlardan biriydi. Raiders kadrosuna baktığımızda ise bu sistem için oldukça uygun parçalar görüyoruz. Tyler Linderbaum gibi ligin en iyi koşu blokçularından biri, Ashton Jeanty gibi özel bir running back ve Brock Bowers gibi çok yönlü bir tight end ile birlikte Raiders’ın koşu hücumunun ciddi bir sıçrama yapması sürpriz olmaz. Güçlü bir koşu oyunu ise Mendoza üzerindeki baskıyı azaltacak, play-action hücumlarını çok daha etkili hâle getirecek ve rakip savunmaların sürekli ikilemde kalmasına neden olacaktır. Bu yüzden hem Kubiak’ın koçluk kalitesini hem de Mendoza, Brock Bowers ve Ashton Jeanty gibi oyuncularla olan teorik uyumunu düşündüğümde, bu tercihin Raiders’ın son yıllarda yaptığı en doğru hamle olduğunu düşünüyorum. Elbette bunun ne kadar başarılı olacağını ancak sahada gördükten sonra anlayacağız. Ancak kâğıt üzerindeki uyum gerçekten oldukça umut verici.

Offseason’da yaptıkları hamleler ise yalnızca bunlarla sınırlı değil. Ellerindeki geniş maaş bütçesi sayesinde serbest oyuncu döneminde oldukça aktif bir ekip oldular. Yapılan her transferi tek tek incelemek mümkün olmasa da, öne çıkan birkaç önemli hamleyi değerlendirmekte fayda var…

Tyler Linderbaum (C): Son üç yıldır ligin en elit koşu blokçularından biri olan Tyler Linderbaum, elinde Ashton Jeanty gibi bir canavar barındıran Las Vegas Raiders hücumu için kelimenin tam anlamıyla biçilmiş kaftan. Halihazırda yeniden yapılanma sürecinde olan takımın çekirdeğindeki Ashton Jeanty, Fernando Mendoza ve Brock Bowers gibi genç yeteneklerle Linderbaum’un benzer bir zaman çizelgesinde bulunması, bu hamleyi hem bugün hem de önümüzdeki uzun yıllar için çok daha değerli kılıyor. Üstelik bir center oyuncusundan beklenen en kritik özellik olan yüksek oyun aklı ve disipline fazlasıyla sahip olan Linderbaum, geçtiğimiz sezonu sadece iki bayrak cezasıyla tamamlayarak ligin bu konudaki en güvenilir ismi olduğunu kanıtladı; bu da çaylak oyun kurucu Mendoza’nın önünde kusursuz bir zihinsel ve fiziksel kalkan olacağı anlamına geliyor.

Nakobe Dean (LB): Raiders’ın savunmanın ortasına konumlandırmayı düşündüğü Nakobe Dean, özellikle blitz kurgularında ürettiği elit verimlilikle takımın taktiksel çehresini tamamen değiştirebilecek bir parça. Geçtiğimiz sezon sakatlığı nedeniyle sadece 10 maçta süre alabilmesine rağmen 4.0 sack, 55 tackle ve iki forced fumble ile oynayan Dean, PFF verilerine göre 92.3’lük olağanüstü bir pass-rush derecesi yakalayarak bu alanda ligin en iyi üçüncü linebacker’ı olmayı başardı. Esas elit özelliği olan arkadan gelen ekstra baskılarda yüzde 36 oranında pressure yüzdesiyle ligin zirvesinde yer alan genç oyuncu, Maxx Crosby’nin yokluğunda savunma ön hattının kaybettiği agresifliği tek başına kompanse edebilecek cinsten bir silah. Teknik olarak zone coverage’da 62.0’lık dengeli bir PFF notuna sahip olması ve Georgia günlerinden eski takım arkadaşı Quay Walker ile yan yana oynayacak olması, onun pre-snap savunma dizilişlerini okuma konforunu maksimuma çıkaracaktır. Her ne kadar 42.9’luk run defense notu ve kaçırdığı tackle’lar birer soru işareti yaratıyor olsa da, Dean’in modern NFL hücumlarının en çok başvurduğu kısa-orta mesafe pas varyasyonlarını kesmedeki hızı ve saf pas baskısı dehası, Raiders’a tam olarak aradığı dinamik ve yırtıcı merkez liderliğini sunuyor.

Quay Walker (LB): Quay Walker hamlesi özellikle Georgia günlerinden eski takım arkadaşı Nakobe Dean ile yeniden bir araya gelmesiyle taktiksel olarak muazzam bir saha içi uyum potansiyeli barındırıyor. Rob Leonard’ın hibrid savunma şemasında Walker’ın elit atletizmi ve sahayı enlemesine kat edebilme hızı, savunmanın ikinci hattına muazzam bir esneklik kazandırıyor. Teknik açıdan, Dean’in blitz yaptığı sekanslarda Walker’ın hızıyla arkadaki boşlukları süpürebilmesi ve hücumların screen paslarını patlayıcı ilk adımıyla cezalandırması Raiders için büyük bir taktiksel lüks.

Madalyonun diğer yüzünde ise Walker’ın oyun disiplini ve zihinsel devamlılığına dair ciddi olumsuzluklar ve riskler yer alıyor. NFL kariyeri boyunca en çok eleştirildiği konu olan hücumları yanlış okuma zafiyeti istatistiklere de yansımış durumda; nitekim geçtiğimiz sezon kaçırdığı yüzde 12.4’lük tackle oranı ve koşu oyunlarında yanlış koridorlara atlaması savunmada büyük gedikler açtı. Teknik olarak alan savunmasında elit hızıyla alanı kapatabilse de, pası takip etme ve pozisyon alma sezgileri zayıf olduğu için rakiplerine yüksek başarı yüzdesi tanıdı. Tüm bunlara ek olarak, kariyerinin başlarında yaşadığı saha içi sakinliğini koruyamadığı ve gereksiz bayrak cezaları aldığı disiplin problemleri de hala birer soru işareti. Eğer Walker, Nakobe Dean’in liderliği altında bu mental dalgalanmaları kontrol edip oyun aklını fiziksel yeteneklerinin seviyesine çıkaramazsa, Raiders savunması için atletik ama çok sık hata yapan pimli bir bombaya dönüşebilir.

Dikkat çeken draft seçimleri

Fernando Mendoza (QB, Indiana) Birinci tur, Birinci sıra

Treydan Stukes (S, Arizona) İkinci tur, 38. Sıra

Keyron Crawford (EDGE, Auburn) Üçüncü tur, 67. Sıra

Trey Zuhn III (G, Texas A&M) Üçüncü tur, 91. Sıra

Sleeper pick (radar altı)

Jermod McCoy (CB, Tennessee) Dördüncü tur, 101. Sıra

Raiders çok uzun zamandır kimliksiz ve ne yaptığı belli olmayan bir takımdı. Verilen garip kontratlar, kötü draft seçimleri, iyi draft seçimlerini de geliştiremeden göndermeleri derken lig genelinde dalga geçilen bir franchise haline geldi ama bu offseason’da yaptıkları hamleler ve yaşadıkları dönüşüm Raiders taraftarlarına sonunda umut edebilecekleri bir şeyler verdi. Kubiak liderliğinde, Mendoza-Bowers-Jeanty çekirdeğiyle, bu oyuncuların etrafını doğru isimlerle doldurmalarıyla Raiders yeni sezona ciddiye alınması gereken, artık takımların fikstürü açıp baktığı zaman “bedava galibiyet” yazamayacağı bir takım olarak giriyor ve eğer bu yapıya güvenilip, yeterli zaman verilirse ben onların hemen bu sezon olmasa da 3-4 sezon sonra gerçekçi bir şampiyonluk adayı potansiyeline sahip olduklarını düşünüyorum.

Tahmin: Altı galibiyet, 11 mağlubiyet, grup sonunculuğu