Bu ligin yazılı olmayan ama en çok bilinen noktalarından birisi, eğer sürdürülebilir bir yapılanma kuramazsanız başarı kelimesinden uzaklaşırsınız. Sonuçta bu spor üzerine kafa yoranlar, tez yazanlar veya gece gündüz çalışanlar o kadar çok ki, tökezlediğiniz anda birileri sizin yerinize çıkıp sizi aşağı itebiliyor.
İşte bu noktada bir kez daha toplanmamızın sebeplerinden birisi bu motto altında NFL 2026 sezonu öncesi potansiyel olarak gördüğüm bazı takımların çıkışına, bazı takımların da düşüşüne değineceğiz. Kesin olacak diye bir kaide yok, lakin en başta bahsi geçen ligin dinamiklerine uyduğunu veya uymadığını düşündüğüm takımların bu sezon bir şekilde düşüş veya yükseliş trendinde olacağını düşünüyorum.
Son olarak da bu sene listede ikişer takım seçtiğimi de belirtmek isterim. Geçen seneye göre daha iyi yerde olabilecek takımlar şüphesiz var ancak listeye eklediğim takımların sadece off-sezon hamleleri değil, belirli bir “proses” ürünü olarak buralara geldiğini düşünüyorum. O zaman ilkten negatifi basmak yerine çıkış yapabilecek potansiyellere bakıp oradan da diğer takımlara geçeriz.
Çıkış Yapacak Takımlar
Tennessee Titans
Öncelikle Titans’in çıkış yapmasını beklediğim takımlardan biri olmasının sebeplerinden birisi koç ekibi. Birinci sıradan seçim şansını Cam Ward’dan yana kullanarak yeni sulara doğru yelken açan Titans için gelişim adına somut adımlar atılmıştı. Ancak eski koç Callahan’dan istediğini alamayınca ikinci sezonunu tamamlayamadan doğru bir kararla yollarını ayırdı. Akabinde ise daha önce head koçluk görevi yapmış ancak kariyerine doğru başlayamamış olan Robert Saleh’i takıma getirdiler. Bunla da kalmayıp, yine ilk head koçluk deneyimine Giants’ta başlayan ve bir şekilde dört sezon çalışan Brian Daboll’u da hücum koordinatörü olarak atamaları tam anlamıyla yapbozun tamamlayıcısı parçası oldu. Hem Saleh hem de Daboll, mevcut lig dinamiklerine hâkim ve geniş playbook’ları olan daha da önemlisi oyunculara dokunabilen koçlar. Bu açıdan bakıldığında Titans, bu sezon gerçekten ne yaptığını bilen ve üzerine inşa olabilecek bir sistem yoluna giriyor. Şüphesiz işin mental boyutu da var. Ancak Titans’ın, New York takımlarından biraz daha iyi yönetildiğini düşünerek Saleh ve Daboll ikilisi hem hücumda hem de savunmaya daha keskin dokunuşları olacaktır. Şüphesiz New York takımlarında benzer makus talihi paylaşan iki tecrübeli isim, birçok acı tecrübeyi arkasında bırakmış olduğunu da ekleyelim.
Hücum için Daboll cephesinde özgeçmişi güçlü biri. Alabama ve Bills’teki yaptıklarıyla rüştünü ispatlamış bir isim. Ancak bunun dışında özellikle Bills yıllarında Josh Allen’a dokunuşu ve yükseltişi, ligdeki imza işlerinden belki de en hatırlananı. Şimdi benzerini Cam Ward’a yapabilir mi? Neden olmasın. Daboll’un hücum prensibine bakıldığında pas çeşitliliğinde son derece üretkenlik vaat ediyor. Bunu yaparken top dağıtımına dikkat etmesi ve oyun kurucunun yapabildiklerine odaklı bir sistem olması da hem bütün parçaları denkleme dahil edip daha komple bir takım oluşturuyor hem de rakipler için tahmin edilmesi zor bir hale geliyor. Bu noktada Daboll’un ağırlığını koyup Carnell Tate’i seçmesi, nefis bir hamle oldu. Nitekim Daboll’un geçmiş hücumunda net bir X receiver profili, daha çok Tate gibi line’ın farklı noktalarına yerleşip savunmadaki zayıf bölgeleri seçmek üzerine bir oyun anlayışı üzerine kurulu diyebiliriz. Bunun tekabülü, 2020 Stefon Diggs örneği verilebilir. Dış koridoru zorlamak, oyunun ana planı değil ancak bunu doğru şekilde kullanmak mühim. Yine benzer şekilde slot kullanımlarında da eski öğrencisi Wan’Dale Robinson’u katmış olması, ne istediğini bilen bir isimle çalışacağı için harikulade bir şans. İşin koşu boyutunda ise Saquon Barkley ile playoff yapan bir koç olmasının yanında isimlerden bağımsız Devin Singletary ve Zack Moss gibi isimlerle de koşu efektifliğini korudu. İster istemez koşucularında topa değmesini istediği için bu noktada Tony Pollard’ı belki o kadar çok alan koşucusu olarak kullanmayacak; lakin erken haklarda topu daha farklı şemalarda alarak oyun üretmeye çalışacak. Bununla birlikte Daboll hücumunun da koşu takımı kimliğini de kaybetmediğini belirtebiliriz.
Robert Saleh de işin savunma konusunda kartvizit atmış işleri de bir hayli fazla. İki 49ers döneminde de ligin en iyi base savunma oynayan takımlarından olan Kaliforniya ekibi, daha da önemlisi nikel paket ile oynayıp hem koşu durdurmada hem de pas savunmasında ligin üst seviye takımlarından birisiydi. Şüphesiz minimum personel ve şema değişikliğiyle bunu yapması hem savunmasının oyuncuları tarafından kolay anlaşılabilir olması hem de oyunculardan çok şey istemek yerine onların oynamasına müsaade eden anlayışı mevcut. Bunların sonucunda da çalışılabilir koçlar listesinde kendisine yer buluyor. Nashville ekibine de getireceği işlerden birisi 4-2-5 nikel savunmasını adapte etmek olacaktır. Jeffrey Simmons gibi bir iç oyuncusu varken kendi sistemini kurmada epey işi kolaylaşacaktır. Orta alana çaylak Anthony Hill seçimi Saleh sisteminde mike olarak doğru bir isimken, arka alanda Alontae Taylor ve Cor’Dale Flott cornerback hamleleri ise cover-2 sorumluluklarında alan ve adam savunması yapabilecek tekniğe sahip isimlerden. Tüm bu pozitifliğin içerisinde, Titans yeni koçu, yeni oyuncuları ve mevcut kadrosuyla çok hızlı bir dönüşüm ve gelişim sağlayacaktır.
Fazla optimisttik gelmiş olabilir bu saydıklarım amma ve lakin oyunun her iki tarafında da tablonun net olduğu bir takım görüntüsü sezon öncesinde Titans’ta hâkim. Geri kalan, başta Cam Ward olmak üzere oyuncuların gösterecekleri yeteneklerde ve bunları sürdürebilirlik derecesinde yansıtmaları. Sonrasında ise sırada ne varsa… winning record, playoff ve belki de fazlası…
New Orleans Saints
Kellen Moore ile ikinci sezonuna hazırlanan Saints, geçen sezon tartışmalı bir seçimle ikinci turdan seçtiği Tyler Shough ile çıkış vaat eden takımlar arasında. Moore’un oyun kurucu geçmişinin olması, kaybederken bile toksik davranmaması ve oyuncu gelişimi üzerine kafa yormasıyla kendisini daha çok “Zamanla kazanan” koçlardan birisi yapıyor. Nitekim geçen seneki draft zamanına dönüldüğünde, Tyler Shough seçimini eleştirenlerden birisi olarak şu an “Bu hücumu anlayan en iyi isim Shough” deme noktasına gelmiş bulunmaktayım. Herkesin eleştirdiği noktada kendi seçimlerini en iyi yapmaya odaklanan bir koç, günün birinde istediğini alabilir. Moore da bunu vaat ediyor. Yine madalyonun diğer tarafı olan savunma tarafında da Brandon Staley, Moore’a benzer bir koçluk prensibi işletmesi, savunmanın da gelişimi açısından benzer bir trend sağlıyor. Nihai olarak takımınızda Moore-Staley gibi bir koç anlayışı olması, sizi başarıda üst noktaya taşır. Peki bu işin saha içi boyutuna iki ekip için de değinelim.
Hücum tarafında öncelikle Travis Etienne Jr’nin takıma katılması ve aynı zamanda Alvin Kamara’nın da kontratının uzatılması takımdaki playmaker eksikliği açısından doğru yatırımlar. Yine Chris Olave’nin yanına Jordyn Tyson seçimi de bir o kadar pas oyunlarındaki birebir oynama kalitesini arttırdı. Moore’un hücum sisteminde spread formasyondaki koşular, oyun kurucu becerileri ve alt paket setlerinden verim alabilme noktasıyla kâğıt üzerinde vaat ettikleri göz ardı edilemez seviyede. Şüphesiz istikrarlı bir QB oyunuyla muhtemelen ligin en iyi koşu takımlarından biri ve en verimli redzone hücumu olmaları da içten bile değil. Bunun için Shough’tan ilk beklentiler, çok yönlü oyun kurucu etiketini yakasına takmak olacak. Nitekim playactionlarda off-platform pasları, kısa dropbacklerdeki topu elinden hızlı çıkarması ve kol gücü, top dağıtımındaki en büyük yardımcıları olacak. Tüm bunları yaptığında 30 üstü TD ile bitirirse bu ligde gelecek sezon çok konuşulur.
Dönelim savunmaya… Madalyonun diğer tarafının sorumlusu olan Brandon Staley ile Vic Fangio ekolünden gelen koçlardan birisi. Fangio sisteminin en bilinen iki detayı ise ön alandaki LB kullanımı ve safety rotasyonları. Safety noktasında Justin Reid’dan katkı almaları, yine DB olarak geçen sene draft ettikleri Jonas Sanker’in çok hızlı bir şekilde ilk on bire yerleşimi ve yine bu dönüşümlerde hem pas savunması yapan hem de box olarak koşu durduran rolü sezon içerisinde sistemin de temellerini attı. Nitekim geçtiğimiz off-sezon ve draftta sırasıyla Kaden Ellis ve Christen Miller’ı almaları da yükselen ekibe ihtiyaç hamleler oldu. Ellis’in ön tarafta hem baskıya gelip hem de koşu savunmasına gap paylaşımı yapabilmesi; Miller’in de A-gap savunmalarındaki birebir becerisi Saints savunmasına ilaç olacaktır. DeMario Davis’in gitmesi lider kaybı olarak büyük eksilik. Ancak Cameron Jordan’ı bir sene daha bu dönüşümün içinde tutmak önemli.
Tüm bu pozitifliğin ürünü olarak gençlerdeki gelişim ve veteranların kalitesiyle yüzde elli üzerinde bir Saints sezonu beklemekle birlikte iddia mı da bir adım götürerek zaten pek güven vermeyen NFC Güney grubunda kendilerini playoff takımı bile yapıyorum.
Düşecek Takımlar
Green Bay Packers
Başta şunu belirteyim: Green Bay Packers’ın kötü takım olduğunu düşünmüyorum. Kötü yönetildiğini düşünüyorum. Bir nevi franchise oyun kurucusunu bulmuş bu köklü camianın birazdan bahsedeceğim eksikleri konusunda, daha somut adımlarını, daha yenilikçi çözümlerini ve soru işareti oluşturmayacak bir süreç geçirmelerini beklerdim. Tüm bu etmenlerden sorumlu kişi tabii ki başta head koç Matt LaFleur. Ancak geçen sezonki roller-coaster sezonu, Bears mağlubiyetleri, LaFleur’un maç oynanırken sahaya sırtını dönüp bir şeyler yazması… Birçok etmeni kendi içimde proses edince böyle bir kanıya varmış bulunmaktayım. İşin saha içi boyutu da olmaz olur mu? Lakin girizgahı bu şekilde yaparak aslında en en en başlıca nedenimi de belirtmiş olayım.
Gelelim saha içi boyutuna. Bu takım hücumu geçen sezon çok kötü idare edildi. Josh Jacobs’un yüksek kalibreli oyunu olmasa bence Packers çok daha kötü yerlerde bitirebilirdi. Öte yandan bilmem kaç yıl sonra ilk turdan Matthew Golden diye bir receiver alıp tüm sezon boyunca kullanmamak… Jordan Love (Bundan böyle J-Lo diye anılacak) yeteneğinde bir oyun kurucu varken Packers hücumunun en başta receiverlarına birebir imkanlar yaratan, J-Lo’nun uzun pas yeteneğini sıklıkla kullanıp rakibi sürekli nikel paketlerde tutan ve buna mukabil çeşitli koşu setleriyle sürekli ön hattı meşgul eden bir Green Bay ekibi benim hayalimdi. Oldu mu? Olmadı. Christian Watson yine sakattı. Romeo Doubs, fazla iyi bir WR2 ancak çok zayıf bir WR1. Jayden Reed talihsiz sakatlandı ve bence en mühimi Tucker Kraft, ligin en iyisi olma yolunda ACL sakatlığı geçirdi. Bunların hepsinin toplamına LaFleur’un “yerini doldurma” veya “eldeki malzemeyi kullanma” konularındaki başarısızlığı eklenince sonuç ortada. Şayet geçen sezonun playoff ile bitmesi elle tutulur bir şey sayılmaması gelecek adına daha hayırlı olacaktır. Nitekim Packers’ı gizliden takip eden ve bir gün başarılı olursa tebrik edeceğim bir takımken bu halde görünce ister istemez tepkisel bir yaklaşımda söz konusu. Ancak LaFleur’un saha dışındaki bu yönetimsizliği devam ederse sezon içinde veya sonunda koç değişikliği bile bekliyorum.
Savunma da ise geçen sezon özelinde Micah Parsons hamlesi bence çok harika ve çok yerinde oldu. Packers’in yıllardır özellikle savunma tarafındaki “Draft and Develeop” yani draft et ve geliştir mantığını benimsediğimi söyleyebilirim. Bu yolda giderken Parsons gibi elit seviye savunmacı da zaten kalitesini ortaya koydu ancak ACL kurbanı olması çok üzücü. Bunlar dışında Jeff Hafley’in head koç olarak takımdan ayrılmasından sonra savunma koordinatörlüğü görevine Jonathan Gannon geldi. Gannon, iyi bir savunma çalıştırıcısı ancak Haffley’in spesifik savunma profillerinin Gannon’a çok uyduğunu söyleyemem. Derin safety rotasyonları, orta alandaki linebacker’ların coverage becerileri ve ön taraftaki blitz şemaları… Gannon biraz daha 2-high shell’e güvenen ancak ön taraftaki savunma hattı diziliminde de bonkör olan bir koç. Nitekim Packers’ın üst seviye iç savunmacısı olmadığı noktada (Bence Kenny Clark’ın gidişi büyük kayıp) Gannon ister istemez bir geçiş süreci yaşayacak. Bundan ötürüdür ki Packers, işin savunma boyutunda da sezon içinde sıkıntılar yaşayacak. Umarım her şey istediği gibi gider Wisconsin ekibi için lakin şu anki zaman diliminde buna inanıp olumlu konuşmak zor.
Tüm bunları alt alta topladığımda karşımdaki ilk senaryo Matt LaFleur’un koltuğunun ısındığı. Bununla birlikte Packers’ın da bir noktada en başta kendi grubundaki yarıştığı takımların gerisinde kalmaya başladığı. Bears’ın umut vaat edici sezonu, Lions’un yapılanmasının bitişi ve istikrarlı bir takıma dönüşü ve Vikings… Hadi Vikings’i ayırdık bir kenara lakin Packers’ın bu gittiği yol mutlu sonla bitmeyecek gibi.
Tampa Bay Buccaneers
Todd Bowles ile olmuyor. Yani bunu bir kere en başta belirtelim. Son üç sezondur kötü koç yönetimi örneği sergiliyor. İşin savunma tarafında ligin dinamiklerine uygun hareket eden ve sonuç alabilen bir koç olmasına karşın, oyuncu grubu idaresinde ve maç planlamasında Buccaners’ın son yıllardaki rekabetten uzaklaşan görüntüsü, kadro kalitesini de göz önünde bulundurunca pek hoş değil. Şayet bugüne geldiğimizde de Lavonte David ve Mike Evans gibi isimlerin de ayrılığı sonrası hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı malumun ilanı.
Hücum tarafına geçmeden önce kampların başında yaşanan Baker Mayfield kontrat krizi, sezona iyi bir başlangıç olmadı. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki franchise oyun kurucunuz varsa ve sizi de üç sezondur yarışta tutuyorsa kontratının bitimine bir sene kala sezona başlanmaz. Ona gerekli ve anlaştığınız kontratı verirsiniz ve sezona o şekilde girersiniz. Bucs ise bu noktada çok eksik bir davranış sergiledi. Öte yandan Baker’ın da basın toplantısında, takımını medyanın önüne atması ve kamuoyunun malzemesi yapması yakışıklı olmadı. Evet, herkesin bir stratejisi var ancak bunun gizli kalması, olayları herkesin diline düşürmezdi.
Evet hücum diyorduk. Mike Evans sonrası pas oyunlarında biraz küçüldü Buccaneers. Bu küçülme hem fizik hem de etkinlik olarak düşünebilir. Böyle bir senaryoda ister istemez bazı rollerin dolması gerekecek. Bunlardan birisi mesela endzone hedefi veya erken haklardaki tehdit oluşturma. Bu konuda güvenilir bir receiver Chris Godwin kalıyor ancak yaşı ve kilometresi gerek Godwin artık uzun süreli bir ritim sağlamak yerine kilit noktalarda iş çözen bir anahtara dönmesi kullanım açısından daha doğru olabilir. İşbu noktada pas anlamında elde pek seçenek yok. Emeka Egbuka ne güne duruyor diye düşündüğümüzü biliyorum. Lakin, Egbuka’nın oyun stili daha hibrit olmakla birlikte net bir dış koşucu değil. Orta alan kullanımında mutlaka kendisine bir eküri arayacaktır. Mesela JSN-Kupp ikilisi gibi. Yine benzer şekilde tight end noktasında seam tarafından destek alabileceği pek kimse yok. Egbuka çok kaliteli, şayet etrafı kötü. Koşu tarafında Bucky Irving ve Kenneth Gainwell, bu takımı taşıyabilecek kapasitedeler. Pas oyundaki varlıkları, koşu çeşitliliği ve top paylaşımları lig seviyesinde yeterli. Hücum hattı konusunda da Wirfs liderliğinde atletik ve bir arada oynayan bir ekip mevcut. Orası da yine güven verme konusunda receiver ekibinden daha fazla. Tüm bu elementlerin toplamında yeni bir hücum koçu olacak olması da sistemin bir kez daha değişeceğine işaret. Burada oklar Zac Robinson’a dönmüş durumda. Falcons’tan kovulan Robinson’un, Bucs’ta daha kısıtlı bir yetenek sınıfıyla yapacakları, ilk senede pek meyvesini vermeyebilir ki şöyle bir örnek vermek gerekirse, Kirk Cousins, Robinson ile ilk senesinde playbook’un çok fazla karmaşık olmasından bahsetmişti. O yüzden Baker’ın da bu kadar kompleksliğe nasıl cevap vereceği muamma.
Savunma için denecek şey aslında ön taraftaki yoğunluğun sürekli kaybediliyor olması. Vita Vea’nın da takasını istemesinden sonra bu bölgedeki yoğunluk ve kalite şüphesiz düşecek. Nitekim iç taraftan koşu durdurabilen bir DL olması, savunmada şema değişikliği yapmadan koşu durdurmalarını yapabilmeyi sağlıyor. Öte yandan Tod Bowles savunmalarının alametifarikası, savunma hattındaki kaos. Burada iç oyuncularını dışarı tarafa dizip kenar blitzleri, kenar oyuncuların pas savunmasına geçişi ve linebacker’ı ön tarafta kullanıp birebir eşleşme üzerinden pass rush baskısı üretme gibi setleri mevcut. Ancak bu bölgedeki oyuncu yoğunluğunun azalmasıyla Bucs savunmasının geriye gidişi sürpriz olmaz. Secondary özelinde ise Jamel Dean’ın gidişi, cornerback odası için kayıp. Zyon McCollum’un derin savunmadaki zaafları ve Benjamin Morrison’un henüz daha lockdown’a dönüşememesi ister istemez Cover-2 ve türevlerin zorunlu kılıyor. Bu ne anlama geliyor? İki derin safety ile mutlaka rakip hücumu karşında tutmak ve linebacker’ların da orta alandaki pas savunma alanlarının genişlemesi. Peki linebacker odası buna uygun mu? Josiah Trotter, hiçbir zaman kolejde de pas savunmacısı olmadı. Alex Anzalone, evet biraz topla ilişkisi var. Ama bunlar dışında sayabilecek kimse yok. Öte yandan böyle bir oyunun getirisi olarak Antoine Winfield Jr’ın da erken haklarda arka alan savunması yapması demek onun ön taraftaki ve orta alandaki etkinliğinin azalması demek ki bu da bence savunmada epey yaralayıcı olacaktır.
Tüm bu işler sonucunda Bucs’in yönetsel sıkıntıları, saha içi liderlerinin ayrılması ve kadroda bir revizyon ihtiyacının olduğu noktada bu sezon düşüşün yaşanacağı ve Florida ekibinin bir yapılanma yoluna gideceği mümkün olabilir. Hücum çok başka bir kimliğe geçiyor. Hücum koordinatörü sirkülasyonun bu kadar uzun süreli olması doğal değil. Baker tarafı ayrı. Kontrat konusun çözülmesi elzem. Savunmada tecrübeliler gidişi sonrası onların bıraktığı rollerin dolmadığı noktada Bowles’un en güvendiği taraf çökebilir. En nihayetinde çalkantılı bir Bucs sezonu yükleniyor.
