Bir tarafta Houston Texans’ın lige korku salan elit savunma kurgusu, diğer tarafta Jacksonville Jaguars’ın geçen sezonki büyük başarısını head koç Liam Coen’in kısa sürede takıma dokunan modern oyun felsefesiyle taçlandırma çabası… Bu rekabetçi grupta dengeler tamamen sahadaki hikayeler üzerinden şekilleniyor. Tennessee Titans, genç yetenek Cam Ward’un saha içi liderliğine güvenerek yeni bir sayfa açarken; Indianapolis Colts’un kaderi ise ağır bir sakatlıktan dönen quarterback Daniel Jones’un sahaya nasıl bir reaksiyon vereceğine kilitlenmiş durumda. Gelin, her takımın kendi kaderini tayin edeceği bu dengeli ve sürprizlerle dolu yeni sezon projeksiyonunu birlikte masaya yatıralım.

Jacksonville Jaguars

Geçtiğimiz sezon sürpriz bir çıkış yaparak 13-4’lük dereceyle grubunu kazanan Jaguars, yeni sezona ise bazı soru işaretleriyle giriyor. Free agency döneminde “önemli” diyebileceğimiz hiçbir hamle yapmamalarının yanı sıra ligin en iyi linebacker’larından biri olan Devin Lloyd’u Panthers’a, takımın bir numaralı koşucusu Travis Etienne’i ise Saints’e kaptırdılar. Daha da önemlisi, bu iki oyuncunun yerini ne free agency’de ne de draftta doldurabildiler. Bu yüzden Jaguars’ı, geçen sezona kıyasla çok daha zorlu bir yılın beklediğini düşünüyorum. Ancak onları grubundaki rakiplerinden ayıran en büyük avantaj yine Liam Coen olacak. Coen’i Rams ve Buccaneers döneminden beri yakından takip ettiğim için rahatlıkla söyleyebilirim ki bence kendisi şu anda bile Kyle Shanahan ve Sean McVay seviyesinde bir hücum dehası. Hatta birkaç sezon sonra bunun herkes tarafından kabul edileceğine inanıyorum. Rams ve Tampa Bay’de birlikte çalıştığı Baker Mayfield’ın kariyerini yeniden ayağa kaldırması, onu kullanış şekli, bu sezon Trevor Lawrence’a MVP seviyesinde futbol oynatması ve yıllardır kaybetmeye alışmış Jaguars’ı yalnızca bir sezonda bambaşka bir noktaya taşıması gerçekten akıl almaz işler. Bu nedenle Jaguars’ın grup içindeki en büyük kozu, Coen gibi üst düzey bir hücum aklına sahip olması olacak.

Bunun dışında ise Jacksonville’in gerçekten kötü bir offseason geçirdiğini söylemek mümkün. Kadro kalitesi geçen yıla göre geriye gitmiş durumda. Yazının başında da bahsettiğim gibi free agency’de kayda değer bir hamle yapmadıkları için biraz da draft sınıflarına değinmek istiyorum. Fakat burada da çok fazla öne çıkan bir tablo yok. Hatta bana göre Jaguars, ligin en kötü draft sınıflarından birine sahip…

Dikkat çeken draft seçimleri

Nate Boerkircher (TE, Texas A&M) İkinci tur, 56. sıra

Albert Begis (DT, Texas A&M) Üçüncü tur, 81. Sıra

Emmanuel Pregnon (G, Oregon) Üçüncü tur, 88. Sıra

Jalen Huskey (S, Maryland) Üçüncü tur, 100. Sıra

Sleeper Pick (radar altı)

Josh Cameron (WR, Baylor) Altıncı tur, 191. Sıra

Sonuç olarak Jaguars, gerçek anlamda geriye gittiği bir off-season’ın ardından yeni sezona başlıyor. Hem önemli oyuncularını kaybettiler hem bu kayıpların yerini dolduramadılar hem de kadro kurmanın en kritik yollarından biri olan draftta oldukça başarısız bir performans sergilediler. Yine de tüm bu olumsuzluklar, başarısız olacakları anlamına gelmiyor. Ellerinde hâlâ Liam Coen gibi elit bir koç ve franchise quarterback’leri Trevor Lawrence var. Hücumdaki en önemli silahı Brian Thomas Jr. ise muhteşem geçen çaylak sezonunun ardından birçok genç oyuncunun yaşadığı ikinci yıl düşüşünü (sophomore slump) yaşadı o yüzden ben ondan da bu sezon güçlü bir geri dönüş bekliyorum ve Jaguars’ın da buna fazlasıyla ihtiyacı var.

Toparlamak gerekirse Jaguars’ın yine playoff yarışı içinde olacağını düşünmekle birlikte geçen sezon olduğu gibi grubu domine edeceklerini ya da AFC’nin zirvesinde yer alacaklarını sanmıyorum.

Tahmin: Dokuz galibiyet, sekiz mağlubiyet, grup ikinciliği

Houston Texans

Geldik sadece grubun değil, aynı zamanda AFC’nin de en güçlü takımlarından biri olan Houston Texans’a. NFL takipçilerinin büyük bölümünün Houston’dan beklentisi zaten yüksek ancak ben bu konuda biraz daha iyimser taraftayım. Hatta önümüzdeki sezon Super Bowl’a çıkmaları ve şampiyon olmaları beni hiç şaşırtmaz.

Aslında geçtiğimiz sezon C.J. Stroud, divisional round maçında dört interception atmamış olsaydı belki de Texans’ın en sonuna kadar gittiğini görebilirdik. Bu seviyedeki maçlarda çoğu zaman daha az hata yapan takım ve quarterback kazanıyor. Stroud’ın dört, Drake Maye’in ise yalnızca bir interception ile oynadığı karşılaşmada Patriots’ın galip gelmesi bu yüzden hiç şaşırtıcı değildi. Yeni sezona baktığımızda ise Houston’ın büyük ölçüde aynı kadroyu koruduğunu söyleyebiliriz. Geçtiğimiz sezon rakip hücumların adeta kabusu olan savunma, hiçbir önemli parçasını kaybetmedi. Hücum tarafında ise 2024 sezonunda ağır bir sakatlık geçirip 2025’i tamamen kaçıran Tank Dell yeniden sağlığına kavuştu. Nico Collins ve 2025 Draftı’nın ikinci tur seçimi Jayden Higgins ile birlikte sezon ilerledikçe ligin en tehlikeli wide receiver gruplarından birini oluşturabileceklerini düşünüyorum.

Free agency döneminde ise sayıca az ama kalite olarak önemli hamleler yaptılar…

David Montgomery (RB): Detroit’te geçirdiği başarılı üç sezonun ardından Jahmyr Gibbs’in arkasında ikinci planda kalmak istemeyen David Montgomery’nin yeni adresi Houston oldu. Bence bu birliktelik iki taraf için de oldukça mantıklı. Houston’ın birkaç sezondur güvenebileceği gerçek bir birinci RB eksikliği vardı. Evet, Montgomery ligin elit running back’lerinden biri değil ancak son yıllarda denedikleri Joe Mixon ve Nick Chubb’a kıyasla daha güvenilir ve daha istikrarlı bir seçenek olduğu kesin. Montgomery ise uzun süredir istediği birinci RB rolüne sonunda kavuşmuş oldu. Çıkan haberlere göre Texans, onu 2025 NFL Draftı’nda seçtiği Woody Marks ile birlikte, Detroit’teki Jahmyr Gibbs–Montgomery ikilisine benzer şekilde kullanmayı planlıyor. Ancak bu kez ana rol Montgomery’de olacak. Kim bilir, belki de NFL yeni bir “Sonic & Knuckles” (Jahmyr Gibbs ve Montgomery’e Detroit’te beraber oynarken takılan lakap) ikilisi izler.

Reed Blankenship (S): 2022 NFL Draftı’nda seçilemeyen Reed Blankenship, Philadelphia Eagles ile undrafted free agent (UDFA) olarak sözleşme imzaladı. O günden bu yana ise her sezon üzerine koyarak gelişmeye devam etti ve Eagles’ın 2025 şampiyonluğunun görünmeyen kahramanlarından biri hâline geldi. Her oyuncuya “underrated” ya da “overrated” etiketi yapıştırılmasını doğru bulmuyorum ancak Blankenship gerçekten “underrated” tanımını en çok hak eden isimlerden biri. Oyun zekâsı, liderlik özellikleri ve kritik anlarda yaptığı büyük oyunlar onu ligin ortalamanın üzerinde safety’lerinden biri yapıyor. Ayrıca DeMeco Ryans’ın savunma anlayışına da mükemmel uyacağını düşünüyorum. Philadelphia’da takımın liderlerinden ve kaptanlarından biri olan Blankenship’in Houston’da da benzer bir rol üstleneceğini tahmin ediyorum.

Texans savunması her ne kadar yıldız isimlerle dolu olsa da kadronun önemli bir bölümü hala oldukça genç oyunculardan oluşuyor. Blankenship’in tecrübesi ve liderliği bu noktada büyük değer katacaktır. Bir diğer önemli özelliği ise koşu savunmasındaki agresifliği ve yüksek tackle üretimi. Fiziksel teması seven oyun tarzı zaten DeMeco Ryans’ın savunma felsefesiyle birebir örtüşüyor. Elbette Blankenship transferi tek başına Houston’ı şampiyon yapmayacak. Ancak bir gün bu takım Lombardi Kupası’nı kaldırırsa onun saha içindeki liderliği, oyun zekâsı ve istatistiklere her zaman yansımayan katkıları bu başarının önemli parçalarından biri olacaktır.

Dikkat çeken draft seçimleri

Keylan Rutledge (G, Georgia Tech) Birinci tur, 26. Sıra

Kayden McDonald (DT, Ohio State) İkinci tur, 36. Sıra

Marlin Klein (TE, Michigan) İkinci tur, 59. Sıra

Sleeper Pick (radar altı)

Kamari Ramsey (S, USC) Beşinci tur, 141. Sıra

Yazının başında da söylediğim gibi Houston’ın bu sezon gerçekçi bir Super Bowl şansı olduğunu düşünüyorum. DeMeco Ryans’ın kurduğu savunma zaten bu takımı belli bir seviyenin üzerine taşıyor. Bundan sonrası ise C.J. Stroud ve hücumun göstereceği performansa bağlı. Eğer Stroud çaylak sezonundaki seviyesine yeniden ulaşabilirse, David Montgomery koşu oyununa beklenen katkıyı verebilirse ve Nico Collins ile sakatlıktan dönen Tank Dell istedikleri uyumu yakalayabilirse, Houston sahip olduğu elit savunmayla birlikte sezonun sonuna kadar yürüyebilecek güçte bir takım.

Tahmin: 13 galibiyet, dört mağlubiyet, grup birinciliği

Indianapolis Colts

Colts’ın geçtiğimiz sezonunu anlatmak gerçekten zor. NFL tarihinde daha önce görülmemiş bir olaya imza attılar. Sezonun ilk 10 maçını 8-2’lik dereceyle geçmelerine rağmen son yedi karşılaşmalarını da kaybederek playoff dışında kaldılar. Böylece NFL tarihinde sezona 8-2 veya daha iyi başlayıp sezonu negatif galibiyet yüzdesiyle tamamlayan ilk takım oldular. İşlerin bir anda tamamen tersine dönmesinin birçok saha içi sebebi var ve bunlara değineceğim. Ancak Colts hakkında en çok sorulan soru şu: “Gerçekten 8-2 başlayacak kadar iyi bir takım mıydılar, yoksa son yedi maçını kaybedecek kadar kötü müydüler?”

Bence cevabı ikisi de değil. Her iki yorum da fazla uç noktalarda. Colts ne AFC’nin elit takımlarından biri ne de ligin en kötü ekipleri arasında yer alıyor. Gerçek güçleri bu iki uç noktanın tam ortasında. Bu tarihi çöküşün en büyük nedeni ise hiç şüphesiz Daniel Jones’un yaşadığı aşil sakatlığıydı. Kariyerinin en iyi sezonunu geçiren, hatta MVP yarışında adı konuşulmaya başlayan Jones’un sezonu erken kapatması Colts’un bütün planlarını altüst etti. Şunu da açıkça söylemek gerekiyor ki sezon başlamadan önce ne Colts yönetiminin, ne taraftarlarının ne de NFL kamuoyunun Jones’tan böyle bir performans beklentisi vardı. Bu noktada başantrenör Shane Steichen’ın da hakkını teslim etmek gerekiyor. Jones’un güçlü yönlerini öne çıkaran, eksiklerini ise mümkün olduğunca gizleyen mükemmel bir hücum sistemi kurmuştu. Ancak yaşanan sakatlık hem Jones’un muhteşem başlangıcını hem de Colts’un sezonunu adeta çöpe attı. Jones’un yanı sıra DeForest Buckner (DT), Sauce Gardner (CB) ve Charvarius Ward (CB) gibi takımın en önemli isimlerinden bazıları da sezonu sakatlıklar nedeniyle tamamlayamadı. Bu durum, Colts’un sezonun ikinci yarısındaki büyük düşüşünün en önemli nedenlerinden biri oldu.

Yeni sezona girerken Colts’un free agency döneminde büyük ses getiren hamleler yapmadığını görüyoruz. Bunun yerine drafta ve sakatlıktan dönecek oyunculara güvendiler. Açıkçası bu yaklaşım bana çok mantıksız gelmiyor. Çünkü geçen sezon takım tam kadro sahadayken ne kadar tehlikeli olabileceğini gösterdi. Üstelik draft sınıfları da kâğıt üzerinde oldukça başarılı görünüyor.

Dikkat çeken draft seçimleri

CJ Allen (LB, Georgia) İkinci tur, 53. Sıra

A.J. Haulcy (S, LSU) Üçüncü tur, 78. Sıra

Jalen Farmer (G, Kentucky) Dördüncü tur, 113. Sıra

Bryce Boettcher (LB, Oregon) Dördüncü tur, 135. Sıra

Sleeper Pick (radar altı)

Deion Burks (WR, Oklahoma) Yedinci tur, 254. Sıra

Geçtiğimiz sezona kimsenin hayal bile edemeyeceği kadar iyi başlayan, ardından yine kimsenin beklemediği kadar kötü bir şekilde tamamlayan Colts, yeni sezona bu tarihi hayal kırıklığını unutturma hedefiyle giriyor. Aslında ellerinde hiç de fena olmayan bir çekirdek kadro var. Ancak en büyük soru işareti, sakatlıktan dönen oyuncuların hangi seviyede geri döneceği. Bir diğer önemli konu ise kâğıt üzerinde oldukça başarılı görünen draft sınıfının bu potansiyeli sahaya ne kadar yansıtabileceği. Colts yönetimi free agency’de agresif davranmak yerine mevcut kadroya güvenmeyi tercih etti. Bu tercihin doğru olup olmadığını sezon içerisinde göreceğiz. Ben ise her şeyin yolunda gittiği, Daniel Jones’un eski seviyesine döndüğü, Sauce Gardner ve diğer sakat oyuncuların beklendiği gibi katkı verdiği senaryoda Colts’un yeniden rekabetçi bir takım olacağını düşünüyorum. Elbette bunun tekrar 8-2’lik bir başlangıç anlamına geldiğini söylemiyorum. Ancak Colts’un gerçek seviyesi de sezonun son yedi haftasında gördüğümüz kadar kötü değil. Özellikle Shane Steichen’ın elindeki oyuncuların güçlü yönlerini ortaya çıkarma konusundaki başarısı ve farklı profildeki oyunculardan maksimum verim alabilmesi Colts’a önemli bir avantaj sağlayacaktır. Bu yüzden onları playoff yarışının içinde kalabilecek takımlardan biri olarak görüyorum.

Tahmin: Dokuz galibiyet, sekiz mağlubiyet, grup üçüncülüğü

Tennessee Titans

Grubumuzun son takımı ise free agency döneminde ligin en hareketli ekiplerinden biri olan Tennessee Titans. Kadrosunda ve koç ekibinde önemli değişikliklere giden Titans, uzun süredir ihtiyaç duyduğu yeniden yapılanma sürecini bu off-season’da ciddi anlamda hızlandırdı. Aslında bu değişim onlar için bir tercihten çok zorunluluktu. Mike Vrabel, A.J. Brown ve Derrick Henry döneminin sona ermesinin ardından kimliğini kaybetmiş bir Titans izliyorduk. Ancak geçtiğimiz yıl Cam Ward’u seçmeleriyle başlayan yeni dönem, bu offseason’da yapılan draft, free agency ve koç kadrosu hamleleriyle birlikte çok daha sağlam bir temel kazandı.

İlk büyük hamle head koçluk koltuğuna Robert Saleh’in getirilmesi oldu. Saleh, 2017 yılında San Francisco’nun savunma koordinatörü olduğundan beri ligin en değerli savunma akıllarından biri. Bu konuda neredeyse hiçbir soru işareti yok. Asıl soru işareti ise ilk head coach deneyimi olan Jets dönemi. Jets, Saleh yönetiminde savunma tarafında ligin en iyi ekiplerinden biri olmasına rağmen genel tabloya baktığımızda başarılı bir head koç performansı ortaya koyamadı. Bunun temel nedeni ise iyi bir savunma koordinatörü olmakla bütün takımı yönetmenin tamamen farklı sorumluluklar gerektirmesi. Savunmayı yönetmek başka, 53 kişilik kadroyu idare etmek, hücum ve özel takımlar için doğru isimleri seçmek bambaşka bir görev. Elbette bu başarısızlığı tamamen Saleh’e yazmak da haksızlık olur. O dönemki Jets organizasyonu yapısal olarak oldukça sorunluydu. Bu yüzden Titans ile Saleh birlikteliği konusunda büyük bir endişem yok. Yine de küçük de olsa bir soru işareti taşıdığımı söyleyebilirim.

Asıl heyecan verici hamle ise hücum koordinatörlüğüne Brian Daboll’ın getirilmesi oldu. Eğer Cam Ward’un artık bu takımın franchise quarterback’i olduğunu kabul ediyorsak, offseason’ın en önemli hamlesi bana göre kesinlikle buydu. Daboll da bazı yönleriyle Saleh’e benziyor. Head coach olarak istediği başarıyı yakalayamadı. Giants’taki ilk sezonunda takımı beklenmedik şekilde playoff’a taşısa da devamını getiremedi ve yeniden hücum koordinatörlüğüne döndü. Ancak bu rol onun en güçlü olduğu alan. Özellikle quarterback gelişimi konusunda ligin en özel isimlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Buffalo’da Josh Allen’ın gelişimindeki payı, Giants’ta Daniel Jones’un kariyerindeki en verimli sezonu yaşatması bunun en önemli örnekleri. Eğer ben bir Titans taraftarı olsaydım, Cam Ward’un gelişimi konusunda oldukça heyecanlanırdım. Aynı dokunuşu neden onda da görmeyelim?

Kısacası Titans’ın teknik ekibe yaptığı hamleleri birkaç küçük soru işareti dışında oldukça başarılı buluyorum. Umarım kâğıt üzerinde bu kadar uyumlu görünen yapı, sahaya da aynı şekilde yansır.

Gelelim free agency hamlelerine. Ligin en fazla maaş bütçesi boşluğuna sahip takımı oldukları için çok sayıda transfer yaptılar. Ben bunların arasından en dikkat çeken isimleri seçmeye çalıştım…

John Franklin-Myers (EDGE): D-Line pazarının önemli isimlerinden biri olan John Franklin-Myers, Denver’da geçirdiği başarılı sezonun ardından eski koçu Robert Saleh ile yeniden çalışmak için Tennessee’nin yolunu tuttu. Franklin-Myers uzun yıllardır oldukça istikrarlı bir oyuncu. Büyük sakatlıklar yaşamadığı sürece size ne vereceğini bildiğiniz bir profil. Tavanı tek başına yükselten bir yıldız olmayabilir ancak takımın taban seviyesini net şekilde yukarı çeken isimlerden biri. Bu transferin en büyük avantajı ise Saleh’in sistemine zaten hâkim olması. Uyum süreci neredeyse ortadan kalkıyor. Saleh oyuncusunu tanıyor, Franklin-Myers da koçunun kendisinden ne istediğini biliyor. Bir diğer önemli nokta ise Jeffrey Simmons ile oluşturacağı ikili. Simmons yıllardır Titans savunmasının baskı yükünü neredeyse tek başına taşıyordu. Franklin-Myers’ın gelişi hem bu yükü hafifletecek hem de rakip hücumların bütün dikkatinin Simmons üzerinde toplanmasını engelleyecek. Bunun sonucunda Simmons’ın da daha rahat baskı üretmesi mümkün olabilir.

Alontae Taylor (CB): Ligin yükselen cornerback’lerinden biri olan Alontae Taylor, 2022’de NFL’e adım attığından beri her sezon üzerine koyarak gelişimini sürdürdü ve serbest oyuncu piyasasının en gözde isimlerinden biri hâline geldi. Tennessee de bunun karşılığını ona önemli bir kontrat vererek gösterdi. Taylor’ın en büyük artısı çok yönlü olması. Zaman zaman slot corner, zaman zaman ise outside corner olarak görev alabiliyor. Modern NFL’in aradığı hibrit cornerback profilini neredeyse kusursuz şekilde temsil ediyor. Blitz becerisi de onu farklı kılan özelliklerden biri. Özellikle nickel blitz paketlerinde ligin en etkili cornerback’lerinden biri. Geçtiğimiz sezon cornerback’ler arasında en fazla sack yapan ikinci, en fazla pressure üreten altıncı oyuncu olması bunun en büyük göstergesi. Bu da Robert Saleh’in savunmasına önemli bir çeşitlilik katacaktır. Elbette bir cornerback için en temel özellik hâlâ tackle yapabilmek. Taylor bu konuda da oldukça başarılı. Geçtiğimiz sezon en fazla tackle yapan altıncı cornerback olarak tamamladı ve hem klasik hem de modern cornerback profilini aynı anda karşılayan nadir oyunculardan biri olduğunu gösterdi.

Wan’Dale Robinson (WR): Kariyerinin ilk 1,000 yardlık sezonunun ardından Wan’Dale Robinson da eski koçu Brian Daboll ile yeniden buluşarak Titans’a katıldı. İlk büyük sezonunu geçiren bir oyuncuya hemen yüksek bir kontrat vermek her zaman risk taşır. Ancak Titans’ın wide receiver ihtiyacı ve Robinson’ın Daboll’un sistemini çok iyi tanıyor olması bu hamlenin olumlu tarafını ağır basan bir transfer hâline getiriyor. Yine de rol dağılımının doğru yapılması gerekiyor. Robinson bana göre tek başına tartışmasız bir WR1 değil. Özellikle draftın dördüncü sırasından seçilen Carnell Tate ve genç quarterback Cam Ward ile birlikte hücumun doğru şekilde şekillendirilmesi konusunda Brian Daboll’a önemli görev düşüyor. Ancak Daboll’un oyuncuyu yakından tanıması, hücum tarafındaki başarısı ve quarterback gelişimindeki geçmişi düşünüldüğünde burada da başarılı bir yapı kurması beni şaşırtmaz.

Dikkat çeken draft seçimleri

Carnell Tate (WR, Ohio State) Birinci tur, 4. Sıra

Keldric Faulk (EDGE, Auburn) Birinci tur, 31. Sıra

Anthony Hill Jr. (LB, Texas) İkinci tur, 60. Sıra

Sleeper Pick (radar altı)

Nicholas Singleton (RB, Penn State) Beşinci tur, 165. Sıra

Geçtiğimiz sezonu, Cam Ward’un son birkaç haftada gösterdiği kısa süreli umut ışıkları dışında oldukça karamsar bir havada kapatan Titans, yeni sezona ise çok daha umutlu giriyor. Onlardan hemen playoff yarışı beklemek bana göre gerçekçi olmaz. Bu yüzden böyle bir beklentim yok. Ancak Robert Saleh’in gelişi, Brian Daboll’un hücuma yapacağı dokunuşlar ve Cam Ward’un çok daha kaliteli bir kadroyla oynayacak olması Titans’ın geçen sezona göre belirgin şekilde ileriye gitmesini sağlayacaktır. Belki henüz playoff seviyesinde değiller ancak kesin olan bir şey var: Titans artık çok daha doğru bir yolda ilerliyor. Bu offseason’da yaptıkları hamlelerle yeniden yapılanma sürecine oldukça sağlam bir başlangıç yaptılar ve önümüzdeki yıllar için taraftarlarına yeniden umut verdiler…

Tahmin: Beş galibiyet, 12 mağlubiyet, grup sonunculuğu