NFL’de yeni sezon öncesi bazı gruplarda favoriyi belirlemek kolaydır. Burada ise iş o kadar basit değil. Geçtiğimiz sezonun şampiyonu hâlâ zirvede, ancak peşindeki takımlar arasındaki mesafe düşündüğümüzden çok daha kısa. Bir yanda seviyesini korumak zorunda olan bir takım, diğer yanda kadrosunu yeniden şekillendirerek son bir hamle yapmaya çalışanlar ve nihayetinde beklentilerin altında kalmaya tahammülü olmayan bir başka ekip var. Dört takımın da farklı soruları bulunuyor ve bu soruların cevapları sezonun kaderini doğrudan belirleyecek. Çünkü burada yalnızca yetenek değil, hata payını en iyi yöneten takım kazanacak. Sezon sonunda kimin zirvede olacağını kestirmek zor; ancak bir şey kesin: Vahşi Batı’da son kurşunu atan, sezonun en güçlü takımından çok en az hata yapan takım olacak.
Seattle Seahawks
Geçtiğimiz sezonun sonunda bütün NFL’in en büyük sürprizlerinden birine imza atan Seattle Seahawks, şimdi çok daha zor bir sınavla karşı karşıya. 14-3’lük normal sezonun ardından önce playofflarda müthiş bir performans gösterdiler, ardından da Super Bowl LX’i kazanarak franchise tarihinin ikinci şampiyonluğunu elde ettiler. Fakat NFL’de şampiyon olduktan sonraki offseason genellikle şampiyon olmaktan çok daha zordur. İyi oynayan oyuncularınızın değeri artıyor, coaching staff’taki isimler başka takımların radarına giriyor ve salary cap yüzünden bütün kadroyu olduğu gibi koruyamıyorsunuz. Seattle da bunun etkisini fazlasıyla yaşadı. Kenneth Walker III, Boye Mafe, Riq Woolen ve Coby Bryant gibi geçtiğimiz sezon önemli roller üstlenen oyuncular takımdan ayrıldı. Buna rağmen bence Seahawks’ın off-season’ını değerlendirirken “şampiyon kadro dağıldı” demek biraz haksızlık olur. John Schneider ve Mike Macdonald’ın yaptığı şey büyük isimlerin tamamını korumaya çalışmak yerine, takımın asıl kimliğini oluşturan parçaları mümkün olduğunca bir arada tutmak oldu. Zaten Schneider de off-season başında temel hedeflerinin kadronun mümkün olduğunca büyük bölümünü korumak olduğunu açık şekilde söylemişti.
Seattle’nın geçtiğimiz sezonki başarısının bence en önemli noktalarından biri quarterback pozisyonuydu. Sam Darnold kariyerinin en iyi sezonlarından birini geçirerek Seahawks’ın Super Bowl’a kadar gitmesinde çok önemli bir rol oynadı. Darnold’ın 2025’teki başarısının ardından en büyük soru işareti ise bunun gerçekten kalıcı bir yükseliş mi yoksa çok iyi kurulmuş bir sistemin ürünü mü olduğu. Darnold’un kariyerinin ilk bölümüne baktığımızda sürekli istikrarsızlık yaşayan bir quarterback görüyoruz. Seattle’da ise Mike Macdonald, Klint Kubiak ve hücum ekibi onun üzerindeki baskıyı azaltmayı başardı. Özellikle koşu oyunu, play-action ve Jaxon Smith-Njigba merkezli pas hücumu Darnold’ın çok daha rahat karar vermesini sağladı. Ben bu yüzden Darnold’ın 2026’da geçtiğimiz sezonki kadar iyi oynayıp oynamamasından ziyade, Seahawks’ın onun kötü oynadığı maçlarda bile kazanabilecek bir takım olup olmadığına bakacağım. Super Bowl şampiyonu bir takımın bir sonraki adımı, quarterback’inin kariyer sezonunu tekrar etmesini beklemek değil, sistemin quarterback performansından bağımsız olarak çalışmasını sağlayabilmek.
Hücum tarafında ise Jaxon Smith-Njigba’nın artık tartışmasız birinci opsiyon haline gelmesi Seattle için çok büyük bir avantaj. Onun yanında Cooper Kupp ve Rashid Shaheed gibi birbirinden tamamen farklı profillere sahip iki receiver’ın bulunması da Seattle’nın hücumunu savunmalar için oldukça zor bir hale getiriyor. Kupp artık kariyerinin zirvesinde değil ancak route running ve zone coverage’lara karşı oyun okuma becerisi hâlâ çok değerli. Shaheed ise bunun tam tersine saf hız ve big-play tehdidi getiriyor. Seattle’nın onu sezon ortasında New Orleans’tan aldıktan sonra offseason’da çok yıllı kontratla takımda tutması da bence oldukça önemliydi. Shaheed sadece hücumda değil return game’de de büyük katkı verdi ve 2025’te hem kick hem punt return touchdown yapan tek oyuncu oldu.
Savunma tarafında ise bence iş daha da ilginç. Seattle’nın 2025’te Super Bowl kazanmasının asıl sebebi Darnold’ın inanılmaz bir sezon geçirmesi değil, Mike Macdonald’ın savunmasının ligin en zorlayıcı yapılarından biri olmasıydı. Bu savunmada Devon Witherspoon, Leonard Williams, Byron Murphy II ve Ernest Jones gibi oyuncuların yanı sıra secondary’nin bütün olarak ortaya koyduğu performans çok önemliydi. Dolayısıyla Boye Mafe, Riq Woolen ve Coby Bryant gibi oyuncuların ayrılması ilk bakışta ciddi kayıp gibi görünüyor. Özellikle Mafe’nin pass rush konusunda yarattığı tehdit kolay doldurulabilecek bir boşluk değil. Fakat benim Macdonald’a olan güvenimin temel sebebi tam olarak burada ortaya çıkıyor. Bu savunmanın tek bir oyuncuya bağlı olmadığını geçtiğimiz sezon zaten gördük. Macdonald’ın farklı oyuncuları farklı görevlerde kullanabilmesi ve coverage ile pressure arasındaki dengeyi sürekli değiştirmesi Seattle’nın savunmasını çok daha sürdürülebilir hale getiriyor.
Dikkat çeken draft seçimleri
Jadarian Price (RB, Notre Dame) Birinci tur, 32. Sıra
Bud Clark (S, TCU) – İkinci tur, 64. Sıra
Julian Neal (CB, Arkansas) Üçüncü tur, 99. Sıra
Sleeper pick (radar altı)
Beau Stephens (G, Iowa) Beşinci tur, 148. Sıra
Seattle için bu sezonun en büyük avantajı bence geçtiğimiz yıl şampiyon olmaları değil, şampiyonluğu nasıl kazandıklarını bilmeleri. 2025 Seahawks’ı birkaç yıldız oyuncunun inanılmaz performansına bağlı bir takım değildi. Mike Macdonald’ın savunması, hücumdaki dengeli yapı, özel takımların yarattığı ekstra katkı ve kadronun genel derinliği bir araya geldiğinde bu şampiyonluk ortaya çıktı. Bu yüzden ben Seattle’nın offseason’da yaşadığı kayıpları biraz daha az problem olarak görüyorum. Kenneth Walker, Boye Mafe ve Riq Woolen önemli oyuncular ama bunların hiçbirinin ayrılığı Seattle’nın bütün sistemini değiştirecek seviyede değil. Asıl önemli olan Macdonald’ın yeni oyuncuların özelliklerini sisteme adapte edebilmesi.
Eğer Darnold istikrarlı kalır, JSN geçen sezonki seviyesini korur ve savunma Macdonald’ın sisteminde yeniden ligin elit gruplarından biri olursa Seahawks’ın tekrar Super Bowl yarışının içinde olması benim için hiç sürpriz olmayacak. Hatta bence NFC’de şampiyonluğu savunabilecek birkaç takımdan biri onlar. Seattle’nın artık kanıtlaması gereken şey Super Bowl kazanabilecek bir takım oldukları değil; bunu bir defalık bir başarı olmaktan çıkarıp yeni bir döneme dönüştürebilecek kadar sürdürülebilir bir organizasyon kurup kuramayacakları.
Tahmin: 14 galibiyet, üç mağlubiyet, grup birinciliği
Los Angeles Rams
Rams için 2026 sezonuna girerken artık hedefin ne olduğunu tahmin etmek hiç zor değil. Bu takımın önünde kısa ama son derece güçlü bir Super Bowl penceresi var ve Les Snead ile Sean McVay de bunun farkında. Geçtiğimiz sezonu 12-5 ile tamamlayıp NFC Championship maçına kadar çıkan Rams, özellikle hücumda ligin en iyi takımlarından biri olmayı başardı. Fakat sezonun sonunda karşısında Seahawks’a elenmeleri, bu kadronun aslında şampiyonluk için yeterince iyi olmasına rağmen birkaç noktada eksik kaldığını gösterdi. Bunun üzerine off-season’da oldukça agresif davranarak önce Trent McDuffie’yi kadroya kattılar, ardından da ligin en iyi savunma oyuncusu olan Myles Garrett için Jared Verse ve üç draft hakkından vazgeçtiler. Daha da önemlisi, iki sezon önce emekli olan Aaron Donald’ın geri dönmesiyle birlikte Rams’ın 2026 sezonuna girerken sahip olduğu kadro artık normal bir Super Bowl adayı seviyesinin bile üzerinde görünüyor.
Dipnot: Hem Myles Garrett hem de Trent McDuffie takaslarının anlamını, saha içi uyumunu ve Rams’in neden yıllardır ligin en agresif takımlarından biri olduğunu “Les Snead’in Yeni All-In Hamlesi: Myles Garrett Takası” adlı yazıda çok detaylı bir şekilde anlatmaya çalıştım o yüzden tekrardan bu isimlerden uzun uzadıya bahsetmeyeceğim.
Öncelikle Matthew Stafford’dan bahsetmemiz gerekiyor çünkü bu takımın bütün hikayesi aslında onun etrafında şekilleniyor. 38 yaşındaki Stafford geçtiğimiz sezon kariyerinin en iyi sezonunu geçirerek 4,707 yard, 46 touchdown ve sadece sekiz interception ile NFL MVP ödülünü kazandı. Burada beni en çok etkileyen şey ise yaşına rağmen Stafford’ın hala büyük oyunları yaratabilmesi değil, bunu son derece kontrollü bir şekilde yapmasıydı. 46 touchdown’a karşı sadece sekiz interception atmak ve sezon boyunca 28 interception’sız touchdown pasıyla NFL rekoru kırmak, artık kariyerinin son bölümünde olan bir quarterback için inanılmaz bir seviye. Üstelik Rams onunla yeni bir kontrat imzalayarak en azından bir sezon daha bu pencereyi açık tutmayı başardı. Fakat burada büyük bir risk de var. Stafford’ın 2025’te yaptığı şeyin aynısını tekrar etmesini beklemek bence çok zor. 39 yaşına girecek bir quarterback’in MVP sezonunun üzerine çıkmasını beklemek gerçekçi değil ve Rams’ın bu sezonki başarısı Stafford’ın yine 46 touchdown atmasına bağlı olmamalı.
Hücum tarafında ise Rams’ın en büyük avantajı bence hala Sean McVay. McVay’in yıllar içerisinde hücum anlayışını sürekli değiştirebilmesi ve elindeki oyunculara göre sistemi yeniden şekillendirebilmesi Los Angeles’ı diğer Super Bowl adaylarından ayıran en önemli noktalardan biri. Puka Nacua’nın artık sadece genç ve gelecek vadeden bir receiver değil, ligin en tehlikeli pas yakalayıcılarından biri olması bunun en güzel örneği. Nacua’nın yanında Davante Adams’ın bulunması ise hücuma tamamen farklı bir boyut kazandırıyor. Adams artık 2020’lerin başındaki oyuncu değil ve yaşının getirdiği fiziksel düşüşü zaman zaman görmek mümkün fakat route running, separation yaratma ve özellikle red zone’daki teknik becerileri hâlâ üst düzey. Nacua’nın daha fiziksel ve hareketli oyunuyla Adams’ın route running becerisini bir araya getirdiğinizde Stafford’ın elinde savunmaların aynı anda durdurmakta çok zorlanacağı iki farklı profil bulunuyor. Üstelik Tyler Higbee, Terrance Ferguson ve ikinci turdan seçilen Max Klare gibi tight end’lerin bulunduğu bir grup da var. Rams’ın geçtiğimiz sezon NFL’in en fazla 13 personnel kullanan takımlarından biri olması düşünüldüğünde Max Klare seçiminin de tamamen tesadüf olmadığını düşünüyorum.
Savunma tarafında ise Rams’ın yaptığı değişiklikler bence bütün off-season’ın hikayesini tek başına anlatıyor. Myles Garrett takası zaten başlı başına devasa bir hamleydi. Garrett’ın yanına bir de Aaron Donald’ın eklenmesi ise neredeyse gerçeküstü bir durum. Donald iki sezon önce emekli olmuştu ve 2026 sezonunda 35 yaşında yeniden NFL’e dönmeye karar verdi. Elbette burada beklentiyi doğru ayarlamak gerekiyor. Donald’ın 2018-2023 dönemindeki halini tekrar görmemiz neredeyse imkânsız. İki yıllık aradan sonra 35 yaşında NFL’e dönmek zaten başlı başına büyük bir soru işareti. Fakat onun eski seviyesinin yüzde 60-70’i bile bu savunma için inanılmaz değerli olabilir. Artık karşısında tek başına offensive line’ların bütün dikkatini çekmesi gereken bir Donald yok; yanında 2025’te 23 sack yapmış Myles Garrett var. Eğer Donald hala double-team yaratabilecek kadar etkiliyse Garrett’ın bir numaralı pass rusher olarak karşılaşacağı durumlar inanılmaz derecede kolaylaşabilir. Aynı şekilde Garrett’a sürekli iki oyuncu gönderirseniz Donald’ın içerden birebir eşleşmeler bulması mümkün olacak. Bu ikilinin sağlıklı olduğu herhangi bir senaryoda Rams’ın defensive line’ının ligin en korkutucu gruplarından biri olacağını düşünüyorum.
Rams’ın savunmasında ayrıca Trent McDuffie hamlesinin önemini de unutmamak gerekiyor. Kansas City’den gelen McDuffie’nin iki kez All-Pro ve iki kez Super Bowl şampiyonu olması bir yana, Los Angeles’ın cornerback grubunda offseason boyunca ciddi bir değişim yaşandı. Geçtiğimiz sezonki beş cornerback’ten yalnızca ikisinin geri dönmesi nedeniyle secondary neredeyse yeniden kurulmuş durumda. Bu yüzden savunmanın en büyük soru işaretinin defensive line değil, bence secondary olacağını düşünüyorum. Garrett ve Donald’ın pressure yaratacağı bir savunmada secondary’nin üzerindeki yük azalacak ama yine de yeni oyuncuların birbirleriyle ne kadar hızlı uyum sağlayacağı önemli. McDuffie’nin bu grubun liderliğini üstlenmesi bu yüzden çok değerli.
Dikkat çeken draft seçimleri
Ty Simpson (QB, Alabama) Birinci tur, 13. Sıra
Max Klare (TE, Ohio State) İkinci tur, 61. Sıra
Keagen Trost (OT, Missouri) Üçüncü tur, 93. Sıra
Sleeper pick
Tim Keenan III (DT, Alabama) Yedinci tur, 132. Sıra
Los Angeles Rams için bu sezonun hedefi diğer takımlardan biraz farklı. Onlar playoff yapmaya çalışmıyor, NFC West’i kazanmaya çalışmıyor, hatta sadece Super Bowl’a gitmekle bile yetinmemeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu takımın hedefi açık şekilde Lombardi Kupasını Los Angeles’a geri getirmek. Stafford’ın kariyerinin sonuna yaklaşması ve Donald’ın geri dönmüş olması bu organizasyona çok net bir mesaj veriyor: “Şimdi.” Puka Nacua’nın gelişimi, Davante Adams’ın tecrübesi, Kyren Williams’ın istikrarı ve McVay’in hücum zekası zaten yeterince güçlü bir temel oluşturuyordu. Bunun üzerine Garrett ve Donald gibi iki elit defensive lineman eklenince kadronun tavanı inanılmaz bir noktaya çıktı.
Ben Rams’ın 2026 sezonuna girerken NFL’in en büyük Super Bowl favorisi olduğunu düşünüyorum. Fakat burada özellikle altını çizmek istediğim bir şey var: bu takımın başarısını 2025’teki galibiyet sayısıyla değerlendirmemek gerekiyor. 11-12 galibiyet alıp playofflara sağlıklı girmeleri benim için 14 galibiyet alıp sakatlıklarla boğuşmalarından daha değerli. Rams’ın asıl gücü playoff futbolunda ortaya çıkabilecek eşleşmelerde. Rakip quarterback’e Garrett ve Donald ile baskı yaratabildiğiniz, diğer tarafta Stafford’ın Nacua ve Adams’a pas attığı bir playoff takımını yenmek gerçekten çok çok çok zor olacak.
Tahmin: 13 galibiyet, dört mağlubiyet, grup ikinciliği
San Francisco 49ers
Onlar için 2026 sezonuna girerken artık “Super Bowl pencereleri ne zaman açılacak?” sorusundan çok “Bu pencere ne kadar daha açık kalabilir?” sorusunu sormamız gerekiyor. Kyle Shanahan ve John Lynch döneminin oluşturduğu bu kadro artık ilk yıllarındaki kadar genç değil ve takımın en önemli parçalarının önemli bir bölümü kariyerlerinin farklı aşamalarına gelmiş durumda. Buna rağmen geçtiğimiz sezon 12-5 yaparak playofflara geri dönmeleri ve Wild Card turunda Philadelphia’yı deplasmanda elemeleri, 49ers’ın hala NFC’nin üst seviyesinde kalabildiğini gösterdi. Fakat sezonun Seattle karşısında 41-6 gibi ağır bir mağlubiyetle sona ermesi de bu takımın eksiklerini oldukça net şekilde ortaya çıkardı. Özellikle savunmanın fiziksel olarak yetersiz kaldığı ve hücumun da rakip savunmaya karşı hiçbir cevap üretemediği o maç, 49ers’ın hala çok iyi bir takım olduğunu ama eski 49ers olmadığını gösteren en önemli karşılaşmaydı.
Bence bu takımın bütün hikayesinin merkezinde Brock Purdy bulunuyor. Purdy artık “Mr. Irrelevant’tan çıkan inanılmaz hikaye” aşamasını çoktan geçti ve bu sezon itibarıyla 49ers’ın tartışmasız franchise quarterback’i. Fakat burada benim hala cevabını tam olarak alamadığım soru Purdy’nin gerçekten ligin en üst seviyedeki quarterback’lerinden biri olup olmadığı. Bunun sebebi Purdy’nin kötü bir oyuncu olması kesinlikle değil. Tam tersine, Shanahan’ın sistemini çok iyi oynuyor, pocket içerisinde oldukça sakin ve özellikle hareketli cep içerisinde doğru kararlar verebilmesi 49ers hücumunun en önemli özelliklerinden biri. Fakat Purdy’nin takımın geri kalanından bağımsız olarak maç kazandırabileceği quarterback seviyesine ne kadar yakın olduğunu henüz tam olarak bilmiyoruz. San Francisco’nun son yıllardaki başarısında Christian McCaffrey, George Kittle, Trent Williams, Deebo Samuel ve elit bir offensive line gibi oyuncuların çok büyük payı vardı. Bu yüzden 2026’da benim özellikle görmek istediğim şey Purdy’nin hücumun sadece yöneticisi değil, gerçekten merkezindeki oyuncu olması.
Bunun için de Purdy’nin etrafındaki receiver grubunun yeniden şekillendirilmesi oldukça önemliydi. Deebo Samuel’ın Washington’a gitmesinden sonra San Francisco onun rolünü uzun süre dolduramadı ve 2026 off-season’ında Mike Evans ile Christian Kirk’ün kadroya eklenmesi bu açıdan oldukça dikkat çekici. Özellikle Evans hamlesini çok beğeniyorum. 32 yaşındaki Evans artık kariyerinin zirvesinde değil ve geçtiğimiz sezon Tampa Bay’de sadece sekiz maçta oynayarak 30 reception, 368 yard ve üç touchdown üretmişti. Dolayısıyla burada 2018-2023 arasındaki Evans’ı beklemek doğru olmaz. Fakat boyu, fiziksel üstünlüğü, redzone’daki etkinliği ve kariyeri boyunca gösterdiği consistency düşünüldüğünde Purdy’ye 49ers’ın son yıllarda eksikliğini yaşadığı farklı bir receiver profili kazandırabilir. Üstelik Tampa Bay’deki uzun kariyerinin ardından hala 13,052 yard ve 108 touchdown gibi inanılmaz rakamlara sahip olması onun neden bu kadar değerli görüldüğünü anlatıyor.
Tabii ki bütün bunların arkasında hâlâ Christian McCaffrey var. McCaffrey’nin sağlıklı olduğu bir San Francisco hücumunun ne kadar farklı göründüğünü anlatmaya bile gerek yok. Fakat artık onun için de eski dönemlerdeki gibi sınırsız kullanım beklemek bence yanlış. 30 yaşına yaklaşan bir running back’ten sezon boyunca 300+ carry ve bunun üzerine yüksek reception sayıları beklemek ciddi bir risk. Jordan James ve Kaelon Black gibi genç oyuncuların daha fazla kullanılması bu yüzden önemli. McCaffrey’nin üzerindeki yük biraz azaltılabilirse hem sezon sonuna daha sağlıklı girmesi hem de playoff’larda hala patlayıcı bir oyuncu olarak kullanılabilmesi mümkün.
Savunma tarafına geçtiğimizde ise bence off-season’ın en önemli hamlesi Osa Odighizuwa takası oldu. San Francisco, Dallas’tan 2026 üçüncü tur hakkı karşılığında Odighizuwa’yı aldı ve bu hamlenin neden yapıldığını anlamak çok kolay. 49ers’ın geçtiğimiz sezonki en büyük problemlerinden biri defensive line’ın Nick Bosa dışında yeterli istikrarlı pressure üretememesiydi. Odighizuwa’nın içerden pass rush yaratabilmesi, rakip offensive line’ın dikkatini farklı noktalara dağıtabilir. Özellikle Bosa’nın dönüşüyle birlikte bu çok önemli. Eğer eski patlayıcılığının büyük bölümünü geri kazanabilirse Odighizuwa ile birlikte defensive line’ın geçtiğimiz sezonki görüntüsünden çok daha iyi olması mümkün.
Linebacker grubunda ise Fred Warner’ın geri dönüşü bence savunmanın tamamını değiştirecek kadar önemli. Warner’ın geçtiğimiz sezon yaşadığı sakatlık 49ers’ın savunma kimliğini ciddi şekilde etkiledi ve onun sahada olmadığı dönemlerde orta sahanın kontrolü çok daha zor hale geldi. Dre Greenlaw’ın yeniden takıma katılması da bu açıdan oldukça değerli. Greenlaw’ın fiziksel oyun tarzı Warner’ın coverage ve oyun okuma becerisiyle birleştiğinde San Francisco’nun linebacker ikilisi yine ligin en iyi gruplarından biri olabilir. Üstelik Greenlaw’ın 2026’da bir yıllık kontratla geri dönmesi, onun için de kariyerini yeniden kanıtlama sezonu olacak. Gelelim öne çıkan off-season hamlelerine…
Mike Evans (WR): San Francisco’nun Mike Evans hamlesi, Kyle Shanahan’ın hücumuna ihtiyaç duyduğu klasik X receiver profilini eklemesi açısından oldukça mantıklı. Evans, özellikle red zone’da fiziksel üstünlüğüyle savunmanın tekli eşleşmelerini cezalandırabilecek bir isim ve son üç sezonda 10 yard çizgisi içerisindeki touchdown sayılarında ligin en iyileri arasında yer aldı. Daha da önemlisi, Evans’ın yalnızca jump-ball receiver olmaması; son iki sezonda Shanahan hücumunun temel rotalarından olan deep in-breaking rotalarda da ligin üst düzey verimliliklerinden birine sahip olması. Ancak 2025’te 59 hedefte sadece 30 reception, 368 yard ve üç touchdown üretmesi, 33 yaşındaki oyuncunun artık eski istikrarında olmadığını gösteriyor. Üstelik kamp döneminde quad ve ayak bileği problemleri yaşaması da fiziksel dayanıklılığı konusunda soru işareti yaratıyor. Bu yüzden Evans’tan 1,000+ yardlık klasik WR1 üretiminden ziyade, play action ve motion’ın yarattığı boşluklarda intermediate rotalarla zincir ilerleten, özellikle üçüncü down ve red zone’da Purdy’nin güvenebileceği fiziksel bir hedef olması beklenmeli.
Osa Odighizuwa (DT): San Francisco’nun Osa Odighizuwa hamlesi, özellikle savunmanın içinden gelen baskıyı artırmak açısından oldukça mantıklı. 2025’te Dallas formasıyla 17 maçta 43 tackle ve 3.5 sack yapan Odighizuwa, asıl değerini istatistik kağıdında görünmeyen baskıyla ortaya koydu; 420 pass-rush snap’inde 52 pressure ve 23 QB hit üretirken defensive tackle’lar arasında yüzde 10’luk pass-rush win rate ile beşinci sıradaydı. Bu profil, özellikle Nick Bosa’nın dışarıdan yarattığı tehditle birleştiğinde quarterback’in cep içinde rahat hareket edebileceği alanı daraltabilir ve Raheem Morris’in daha agresif savunma anlayışına uyum sağlayabilir. Ancak Odighizuwa’nın 2025’te yalnızca 3.5 sack üretmesi, yarattığı baskının her zaman sack’e dönüşmediğini gösteriyor. Ayrıca 2024’te 4.5 sack ve 47 tackle üretirken 2025’te 44 tackle’a gerilemesi de performansının tamamen kusursuz olmadığını ortaya koyuyor. Dolayısıyla San Francisco’nun beklentisi onun tek başına yıldızlaşmasından ziyade, içeriden sürekli baskı yaratarak Bosa ve diğer pass rusher’ların işini kolaylaştırması olmalı.
Dikkat çeken draft seçimleri
De’Zhaun Stribling (WR, Ole Miss) İkinci tur, 33. Sıra
Romello Height (EDGE, Texas Tech) Üçüncü tur, 70. Sıra
Kaelon Black (RB, Indiana) Üçüncü tur, 90. Sıra
Sleeper pick
Ephesians Prysock (CB, Washington) Dördüncü tur, 139. Sıra
San Francisco 49ers için 2026 sezonunu ben biraz “son büyük hamle” sezonu olarak görüyorum. Bu takımın hala ligin en iyi quarterback’lerinden biri olma potansiyeline sahip Brock Purdy’si, tarihin en iyi hücum koçlarından biri olan Kyle Shanahan’ı, sağlıklı olduğunda ligin en iyi running back’lerinden Christian McCaffrey’yi, George Kittle’ı, Nick Bosa’yı ve Fred Warner’ı var. Üzerine Mike Evans, Christian Kirk ve Osa Odighizuwa gibi veteranlar eklendi. Yani kağıt üzerinde hala Super Bowl kazanabilecek bir kadrodan bahsediyoruz.
Fakat artık hata payları eskisi kadar geniş değil. McCaffrey’nin yaşlanması, Trent Williams ve George Kittle’ın kariyerlerinin son bölümüne yaklaşması, Bosa ve Warner gibi yıldızların sakatlık geçmişleri ve NFC West’in inanılmaz güçlenmesi 49ers’ın önündeki yolu zorlaştırıyor. Ancak bütün bunların yanında 49ers’ın en büyük avantajı hala Kyle Shanahan. Bunu ne kadar çok tekrar etsek de takımın başarısında Shanahan faktörünü göz ardı etmek mümkün değil. Kadro son birkaç yılda ciddi şekilde değişmesine rağmen 49ers’ın hücum kimliği büyük ölçüde aynı kaldı. McCaffrey’nin sakatlığı, farklı receiver’ların kullanılması veya quarterback değişiklikleri gibi problemler yaşandığında bile Shanahan’ın hücumu belirli bir seviyenin altına tamamen düşmedi. O yüzden ben San Francisco’nun 2026’da yine playoff yapacağını ve NFC’de ciddi bir Super Bowl adayı olacağını düşünüyorum ama onları şu aşamada division’ın açık ara favorisi olarak görmüyorum.
Tahmin: 12 galibiyet, beş mağlubiyet, grup üçüncülüğü
Arizona Cardinals
Arizona için 2026 sezonu bana göre diğer takımlardan biraz daha farklı bir anlam taşıyor. Çünkü burada yalnızca kadroyu geliştirmeye çalışan bir takımdan değil, neredeyse baştan aşağı yeni bir kimlik oluşturmaya çalışan bir organizasyondan bahsediyoruz. Geçtiğimiz sezon yaşanan hayal kırıklığının ardından Jonathan Gannon ile yollar ayrıldı ve yerine Green Bay Packers ile New York Jets dönemlerinden tanıdığımız Mike LaFleur getirildi. Daha da önemlisi, yedi sezon süren Kyler Murray dönemi de Mart ayında resmi olarak sona erdi. Murray’nin Arizona’daki hikâyesi hiçbir zaman beklenen noktaya ulaşmadı ve iki tarafın yollarını ayırması artık kaçınılmaz hale gelmişti. Böylece Cardinals için 2026 sezonu sadece yeni bir sezon değil, organizasyonun son yıllardaki en büyük resetlerinden biri haline geldi.
Bu değişimin en önemli tarafı ise Arizona’nın quarterback pozisyonunda oldukça sıra dışı bir geçiş sürecine girmesi. Sezona Jacoby Brissett ile başlamaları beklenirken üçüncü turdan Carson Beck’i seçmeleri bana göre doğrudan geleceğe yapılan bir yatırım. Ancak Carson Beck için beklentileri biraz kontrollü tutmak gerekiyor. Çünkü üçüncü turdan seçilen bir quarterback’in ilk sezonda gelip takımı sırtlamasını beklemek gerçekçi değil. Özellikle Mike LaFleur’un ilk kez head koç olarak görev yaptığı bir sezonda genç bir quarterback’i hemen starter yapmak büyük bir risk olurdu. Fakat Beck’in burada çok önemli bir avantajı var: Arizona’nın artık uzun vadeli bir plan oluşturması gerekiyor ve Beck bu planın bir parçası olabilir. Eğer Brissett bu sezon takımın oyununu belli bir seviyede tutmayı başarır ve Beck de kenarda NFL’in hızına alışırsa, Cardinals’ın gelecek sezonlarda çok daha net bir quarterback planı olabilir. Hall of Fame Game’de de Beck’in sahaya çıkması ve hazırlık kampında gösterdiği gelişim, Arizona’nın onu sadece geleceğe bırakılmış bir proje olarak görmediğini gösteriyor.
Cardinals’ın quarterback dışındaki en büyük avantajı bence kadronun bazı pozisyonlarda düşündüğümüzden çok daha iyi durumda olması. Bunun başında Trey McBride geliyor. Geçtiğimiz sezon 126 reception ile tight end’ler arasında NFL tarihinin tek sezon rekorunu kıran McBride artık sadece genç ve gelecek vadeden bir oyuncu değil, doğrudan ligin en iyi pas yakalayan tight end’lerinden biri. Üstelik Mike LaFleur’un onu hücumun merkezine yerleştirmesi son derece mantıklı. McBride’ın route running, separation ve özellikle YAC becerileri düşünüldüğünde yeni hücumun güvenli limanı olması gerekiyor. LaFleur’un McBride’ı George Kittle’a benzetmesi de onun bu hücumda nasıl kullanılabileceği konusunda önemli bir ipucu veriyor.
Running back grubunda ise Arizona’nın yaptığı Jeremiyah Love seçimini çok beğeniyorum. Cardinals’ın üçüncü sıradan quarterback yerine running back seçmesi ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir ama Love’ın Notre Dame’daki üretimine baktığınızda bu seçimin neden yapıldığını anlamak mümkün. 2025’te 1,372 rushing yard ve 18 rushing touchdown üretmesinin yanı sıra 280 receiving yard ve üç receiving touchdown da yapan Love, sadece klasik bir first-down running back değil. Hem açık alanda hızlanabilmesi hem de pas oyununa katkı sağlayabilmesi onu modern NFL’de çok değerli bir profile dönüştürüyor. Üstelik Arizona’nın James Conner ve Tyler Allgeier gibi veteranların bulunduğu bir backfield’a sahip olması Love’ın hemen her snap’i oynamasını gerektirmiyor. Bu da genç oyuncunun fiziksel olarak daha kontrollü şekilde NFL’e adapte olmasına yardımcı olabilir.
Burada özellikle Mike LaFleur faktörünü de hesaba katmak gerekiyor. LaFleur’un hücumunda running back’lerin sadece topu taşıyan oyuncular olmadığını biliyoruz. Motion, split-backfield, outside zone, play-action ve misdirection gibi konseptlerin birlikte kullanılması Love’ın atletizmini ciddi şekilde öne çıkarabilir. Özellikle McBride’ın middle-of-the-field tehdidi ve Harrison ile Wilson’ın dışarıdaki fiziksel profilleri düşünüldüğünde Love için daha fazla light box yaratmak mümkün. Yani üçüncü sıradan bir running back seçmenin değerini sadece “iyi bir koşucu aldılar” şeklinde değerlendirmek yanlış olur. Arizona burada aslında yeni hücumun temel yapı taşlarından birini seçmiş olabilir.
Savunmaya geldiğimizde ise Arizona’nın ön taraftaki en büyük gücü yine Josh Sweat olacak. Philadelphia’da Super Bowl seviyesinde bir savunmanın önemli parçalarından biri olan Sweat’in geçen sezon takıma katılması, Cardinals’ın pass rush’ını uzun süredir ihtiyaç duyduğu seviyeye çıkarmak için atılmış önemli bir adımdı. İlk sezonunun ardından artık ondan beklenti yalnızca bireysel olarak pressure üretmesi değil, etrafındaki genç defensive linemen’ların da gelişimine yardımcı olarak savunma hattının liderlerinden biri olması olacak. Çünkü Arizona’nın bu sezonki asıl hedefi tek bir yıldız üzerinden savunma kurmak yerine Sweat, Walter Nolen III, Darius Robinson ve Jordan Burch gibi farklı profillere sahip oyuncuların bir arada gelişebileceği bir defensive front oluşturmak.
Savunmanın arka tarafında ise bütün gözler yine Budda Baker’ın üzerinde olacak. Uzun yıllardır Arizona formasını giyen Baker, Jalen Thompson’ın ayrılığıyla birlikte secondary’nin tartışmasız lideri konumuna geldi. Özellikle genç oyuncuların ağırlıkta olduğu bu grupta Baker’ın saha içindeki tecrübesi ve oyun okuma becerisi çok daha önemli hale gelecek. Dadrion Taylor-Demerson’ın daha büyük bir rol üstlenmesi beklenirken, Arizona’nın safety rotasyonundaki yeni düzenin nasıl işleyeceği de önemli soru işaretlerinden biri. Dolayısıyla Baker’ın yanında kimin oynayacağından çok, genç secondary’nin Baker’ın liderliğinden ne kadar faydalanabileceği bu savunmanın geleceği açısından belirleyici olabilir. Öne çıkan off-season hamlelerine gelecek olursak…
Tyler Allgeier (RB): Arizona’nın Tyler Allgeier hamlesi, özellikle koşu oyununda Jeremiyah Love ve James Conner’ın yanına daha fiziksel ve güvenilir bir tamamlayıcı eklemek açısından mantıklı. Allgeier, 225 pound’luk gövdesiyle tackle aralarındaki koşularda temas sonrası yard üretme konusunda güçlü; 2025’te 143 carry ile 514 yard ve sekiz touchdown üretirken 2.9 yard after contact per attempt ve 26 forced missed tackle kaydetti. Ancak aynı sezon 3.6 yard/carry ortalaması kariyerinin 4.3’lük seviyesinin oldukça altında ve onu özellikle outside-zone veya uzun koşular üzerinden büyük oyun üretecek bir isim olarak görmek doğru olmaz. Ayrıca 2025’te yalnızca 14 pas yakalayıp 96 yard üretmesi, üçüncü down ve pas oyunu kullanımında sınırlı kalabileceğini gösteriyor. Bu nedenle Allgeier’ın Arizona’daki asıl değeri, her işi yapan bir RB olmaktan ziyade inside run’larda fiziksel bir seçenek, kısa yard durumlarında güvenilir bir bitirici ve rotasyonda Love ve Conner’ın yükünü azaltacak bir RB olması.
Dikkat çeken draft seçimleri
Jeremiyah Love (RB, Notre Dame) Birinci tur, üçüncü sıra
Chase Bisontis (OL, Missouri) İkinci tur, 34. Sıra
Carson Beck (QB, Georgia) Üçüncü tur, 65. Sıra
Sleeper pick
Kaleb Proctor (DL, Alabama) Dördüncü tur, 104. Sıra
Arizona için 2026 sezonunu ben kesinlikle “playoff ya da başarısızlık” şeklinde değerlendirmiyorum. Bu takımın asıl amacı Mike LaFleur döneminin temelini oluşturmak ve Kyler Murray sonrasındaki yeni kimliğini bulmak. Eğer Brissett istikrarlı bir quarterback oyunu oynar, Carson Beck gelişimini sürdürür, Jeremiyah Love beklenenden hızlı adapte olur ve Marvin Harrison Jr. nihayet sağlıklı bir sezon geçirirse Arizona’nın hücumu oldukça ilginç bir hale gelebilir. Savunmada da Josh Sweat’in liderliğinde Nolen, Darius Robinson, Jordan Burch ve Will Johnson gibi genç oyuncuların gelişmesiyle çok daha dengeli bir takım ortaya çıkabilir.
Bu yüzden Arizona’yı 2026’da sonuçtan çok yönü açısından değerlendirmek gerekiyor. Eğer bu takım yatırım yaptığı koç ve oyuncu grubundan hayal ettiği gelişimi alabilirse sezon sonunda kazandıkları maç sayısından bağımsız onlar için çok başarılı ve iyi bir sezon olmuş olur.
Tahmin: Beş galibiyet, 12 mağlubiyet, grup sonunculuğu
